Okurun NotlarıYüzleşme 🏃

Gerçeğin Sınırında Barbarları Beklerken

Neden bu beklenmedik şaşkınlık, bu kargaşa?
(Nasıl da asıldı yüzü herkesin!)
Neden böyle hızla boşalıyor sokaklarla alanlar,
neden herkes dalgın dönüyor evine?

Çünkü hava karardı, barbarlar gelmedi.
ve sınır boyundan dönen habercilere göre,
barbarlar diye kimseler yokmuş artık.
– Kavafis

İyilik gibi kötülük de gerçekliğin şu ya da bu yönüne değil de gerçeklik kavramının kendisine itiraz eder.1Terry Eagleton, Kötülük Üzerine Bir Deneme, Şenol Bezci (çev.) İstanbul: İletişim, 2017, s61. Barbarları Beklerken, “hayalî bir imparatorluğun gerçekliği reddi üzerine kurulu bir ‘kötü’lüğü” işler. İmparatorluk’un sınır boylarında, bir sulh hakiminin geçirdiği son yılların tekdüzeliğini alt üst eden suni bir savaşı anlatır. Belki de okumayanlar için, sebepleri dolayısıyla suni ama kendisi gerçek; seyre durulacak bir savaş hikayesi gelecek akla. Ancak gerçekleşmeyecek bir savaşın hikayesi demek daha doğru olacak. Anlatılan, bizim de ne yazık ki aşina olduğumuz, güncelliğini hep koruyan, kendimizi “düşmandan” korumanın o malum hikayesi! İşte böyle bir savaş ihtimaliyle burun buruna bir halkın akıttığı soğuk terin yüzey gerilimi, barbarları beklemek. John Maxwell Coetzee bu romanla, kan revan içindeki bir apartheid rejiminin 1970’lerdeki görüntüsünü, referanslarını içine gömdüğü kurgusal bir imparatorluğun aynasından verir. Kendimizi çölün ortasında buluruz:

Kumlara böylesine savurganca saçılan kanlardan pişmanlık duyacak kadar yaşayacak mıyız?2John Maxwell Coetzee, Barbarları Beklerken, Dost Körpe (çev.), İstanbul: Can Yayınları, 2019, s90

İmparatorluk’un başkentinden Albay Joll’ün gelişiyle sadece sulh hâkiminin değil bütün bir sınırın rahatı kaçar. Yaklaşan bir savaş olduğu, barbarların saldırıya hazırlandığı haberi kasabaya hızla yayılır. Albay Joll, yaklaşmakta olan savaşın gerçekliğini burada inşa etmek, halkın zihnine korku tohumları ekmek için komutasındaki askerlerden bir taburu, ilk iş “barbarları” yakalayıp getirmekle görevlendirir. Alıkoyulan, işkence edilen, öldürülen insanların balıkçılıkla geçinen, hayvan yetiştiren göçebeler olması; savaş tehlikesinden daha gerçek değildir! Ne de olsa, askerler geldiğinde sazlıkların arasına saklanmaya çalışarak tehlikeyi doğrulayan onlardır.

Sorgu odaları kurulur, her şey nasıl gerekiyorsa öyle yapılır. Gerçeği öğrenmenin bir metodu olarak işkencenin tarifi yazılır İmparatorluk tarafından. Gerçeğe ulaşmanın kuralları vardır: İlk anlatılan, tekrar eden hikayelerde değildir gerçek. Sorgulanan; istenen hikâyeyi anlatmakla kurtuluşun mümkün olabileceğine dair cılız bir umuda tutunup, kendi hikayesine inançsızlaştığında ulaşılır gerçeğin özüne. İşte bu inançsızlaştırma yöntemini titizlikle uygular Albay Joll! Yöntemi güçlü ve kusursuzdur. İşe yaramadığı durumlar ve kişiler varsa da bu, kimilerinin bir yabani hastalık dolayısıyla ya da kafasını sandalyeye çarpmak suretiyle ölüp kalmış olmasındandır.

Tıpkı İmparatorluk gibi sulh hâkimi de yıllar boyu gerçeğin peşine düşmüştür. Sınırda geçirdiği huzurlu ve sakin yıllar boyunca, çöle düzenlediği keşif gezilerinde yaptığı kazı çalışmalarında barbarlara dair hikayeler, anlatılagelen efsaneleri doğrulayacak izler toplar. İmparatorluk’un aksine düşman yaratmak için yapmaz bunu; kendisiyle birlikte sınırda unutulmuş halkının varlığını da doğrulayacak, yaşantısını bir tarihle bütünleyecek yaşam izleri arar. İmparatorluk’un komiserleri geldiğinde en çok da bozulan düzeninden memnuniyetsiz, yapılan işkenceleri kibar bir hoşnutsuzlukla izler. Kapının ardından, pencerenin arkasından izler. Kendini yaşananların tanığı ve ortağı saymadığından kalın duvarların arkasına saklanmak isterken, bir barbar kadınının kollarına sığınır. İmparatorluk’un askerleri tarafından kızgın demirlerle kör edilmeden hemen önce kendisine armağan edilen son görüntü babasının katledilişi olan, ayakları kırılmış, sakat bırakılmış bir kadın. Dışarıda dilenir halde bulduğu bu kötürüm kadını mutfağa işe alarak kurtarır (!) sulh hâkimi. Geceleri de kendi odasında konuk eder. “Kollarına sığınmak” ve “konuk etmek” diye bahsi geçen noktalardan aman bir aşk hikayesi ya da saygılı bir misafirperverlik gelmesin aklınıza. Ne Coetzee ne sulh hâkimi ne de ben bir romantizmle bahsediyoruz bu sığınma işinden. Özellikle sulh hakiminin hakkını yememek adına, onun kendine kurtarma hikayesinin gerçekte nasıl alçakça bir kuşatma hikayesi olduğunu sık sık hatırlattığını söylemek gerekir. Kadın gidecek başka bir yeri olmadığından mutfakta çalışmayı, yani gecelerini sulh hâkiminin odasında geçirmeyi, kabul eder. Sulh hâkimi bu kusurlu ve çirkin bulduğu bedeni her gece dikkatle inceler, ona dokunur, haz alır, baygın bir uykuya dalar. Cinsel arzusunu kadına her dokunuşunda çağırır ama bir türlü o bildik cinsel titreşimleri bedeninde sürekli hale getirip bir arzuya dönüştüremez. Kadını ne kadar çirkin bulduğunu düşünür, kendi yaşlı bedenini düşünür. Dinmeyen bir merakla “Çektiğin acıyı anlat bana” demek isterken, gezindiği acının izleri üzerinde yenilerini yaratır. Nasılsa bir kere acı çekmeye açık hale getirilmiş bir bedende iz sürmeye hak kazanmış gibidir:

Bu kızın bedenindeki izlerin gizemini çözüp onları anlamadan gitmesine izin veremeyeceğimi giderek daha net görüyorum.3John Maxwell Coetzee, Barbarları Beklerken, Dost Körpe (çev.), İstanbul: Can Yayınları, 2019, s50

Çölde yaptığı kazı çalışmalarında aradığı gizler gibi bu kadının, bu yabancının, “barbar” bedeninde açığa çıkarılması gereken gizlerin peşine düşmüştür. Sulh hâkimi, İmparatorluk askerlerinin işkence odasının bir benzerini, şimdi bu barbar kadın için kendi odasında yaratmıştır. “Bir işkencecisin sen!” diye seslenir kendine. Kadını, salıvermeye, halkının yanına götürmeye karar verir. Özgür iradesi ile kalmak istiyorsa kalabileceğini, istemiyorsa halkının yanına dönebileceğini söylediği yer göçebelerle karşılaştıkları, kadını halkına teslim edeceği noktadır. Sulh hâkimi, bu genç kadını mutfakta işe alarak nasıl kurtarmadıysa halkının yanına götürmesiyle de kahraman olmamıştır:

Ve ben geleceğin ve geçmişin insanları arasındaki ilişkileri onarıyor, emip kuruttuğumuz bir bedeni özür dileyerek geri veriyorum – bir arabulucuyum, kuzu postu giymiş bir İmparatorluk çakalıyım!4John Maxwell Coetzee, Barbarları Beklerken, Dost Körpe (çev.), İstanbul: Can Yayınları, 2019, s104

Zihni nasıl sona ermeyeceği, nasıl ölmeyeceği, devrini nasıl uzatacağı ile meşgul bir İmparatorluk’un düşmanları olduğu kadar hainleri de olmalıdır. Zaman geçtikçe, hoşnutsuzluğunu nezaket sınırlarının dışına çıkarak belirten, İmparatorluk’un gözünde “tehlikeli” sayılan sulh hâkimi, bir barbar kadınla çıktığı ve yalnız döndüğü bir yolculuktan sonra “hain” sayılmak için yeteri kadar açıklanamaz hikâye vermiştir Albay Joll’e. Sulh hâkimi, İmparatorluk’un kendilerini unuttuğu rahat zamanlarda görevini yaparken verdiği cezaları, ettiği işkenceleri düşünür; İmparatorluk’un askerleri geldiğinde onlara kafa tutarak, bir barbar kadını iki kere kurtararak hissettiği kahramanlığın ikiyüzlülüğünü duyar. Albay Joll ile birlikte kendinin de dahil olduğu, suskunluğuyla yörüngesine girdiği kötülük çemberini bir yüzleşmeyle deşifre eder:

Ben İmparatorluk’un rahat zamanlarda kendi kendine söylediği yalandım, o ise İmparatorluk’un sert rüzgarlar estiğinde kendi kendisine söylediği yalandı.5John Maxwell Coetzee, Barbarları Beklerken, Dost Körpe (çev.), İstanbul: Can Yayınları, 2019, s185

 

*Kapak görseli: Ezrom Legae “Yearn/Freedom” – http://collection.imamuseum.org/artwork/31592/
Bu yazıya referans verin: Merve Turgan (26 Kasım 2020), "Gerçeğin Sınırında Barbarları Beklerken", Nimbus, Erişim tarihi: 28 Ocak 2021, https://nimbuskultursanat.com/yuzlesme/gercegin-sinirinda-barbarlari-beklerken/.
Referanslar
  • Eagleton, Terry, Kötülük Üzerine Bir Deneme, Bezci, Şenol (çev.), İstanbul: İletişim, 2017.
  • Coetzee, John, Maxwell, Barbarları Beklerken, Körpe, Dost (çev.), İstanbul: Can Yayınları, 2019.
 
Merve Turgan
Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nden mezun olan bir sosyolog. ODTÜ Edebiyat Topluluğu kurucu üyesi. Edebiyat sosyolojisi ile ilgileniyor.

Yorum Yapın