FelsefeYüzleşme 🏃

Ben ile Öteki, Yüzleşme ve Aşk

Ben,
bana az geliyorum.
Ben’den birisi fışkırıyor ısrarla.

Ben ile öteki sürekli etkileşim halinde olan var olanlardır. İkisi de kendi inşasını birbirinden hareketle yapar. Öteki aracılığı ile ben kendisini kurar ve öteki de ben ile. Öyle ki, “Sen bende olmasaydın ben olamazdım” der Augustinus, İtiraflar’ında. Bu, “sürekli dönüşüme” imkan veren bir süreçtir. Yeniden yaratma sürecinde ben ile öteki’nin aşkı ise varoluşlarına ek, daha büyük bir güç (etkinlik, oluş) kazandırır çünkü aşk da başlıca bir güç halindedir.

Yeni Bir Oluş Alanı: Aşk

Her kalp yarım bir şarkı söyler, ta ki bir başka kalp eksik kısmını söyleyinceye kadar.

Aşk kişiye, karşısındakini derinlemesine deneyimleme fırsatını verir. Deneyimleme esnasında o kişinin varoluş alanına da girmiş oluruz. Bizi sınırları içerisine “alır” ve “verme’ye” hazır olduğunu belirtir. Bu her iki taraf için de geçerli olduğundan, bu noktada karşılıklı bir “alma-verme” ilişkisinin olduğunu söyleyebiliriz. Hegel, Aşk adlı el yazmasında, alan tarafın veren taraftan daha zengin hale gelmediğini, veren tarafından da verdikçe yoksullaşmadığını söylemektedir. Aşk ilişkisinde her iki taraf da “eşit ölçüde”, “birlikte” zenginleşir. Yani, aşkta ben de öteki de birlikte zenginleşirler. (Bir güç ifade eden aşk, kendi ifadesini/etkisini azaltmaya başladığı zaman bu zenginlik yoksullaşmaya evrilir ve yine aynı şekilde her iki taraf da eşit ölçüde eksilmeye başlar.)

İnsanın kendisini var etme sürecinde bir diğeri’nin etkisi yadsınamaz haldedir. Eğer var olanları etkileyen bir aşk hissinden yahut ilişkisinden söz ediyor isek tarafların birbirlerini deneyimleyip kendilerini yeniden inşa ediyor olduklarını reddedemeyiz. İnsan, bir diğeri tarafından hareket ettirilmeden, olumlu ya da olumsuz yönde herhangi bir etkiye uğramadan kendisini kuramaz. Tüm hayatı boyunca kendisini değişim içerisinde bulmasının yegâne sebebi de budur.

Tüm bunlar aşkın insan hayatı üzerindeki var edici yönleridir. Peki insan, aşk ile kendisini yok edebilir mi? Aşk, varoluşu, bütünüyle bu süreci baltalama gibi bir hamlede bulunabilir mi?

Aşk etkin bir güç olarak yer almaktadır. Aşkın gücü kendisini ifade edişindedir, baskınlığında ve etkileyişindedir. Bu güç ile onun varlığından emin oluruz. Tıpkı diğer var olanlarda olduğu gibi aşk da zaman içerisinde etkisi azalabilen, dolayısıyla gücünü, varoluş koşulunu kaybedebilen bir şeydir. İnsan, aşk hissini kaybettiğini anladığı an varoluşunun parça parça edildiğini hissediyor; büyük, üstesinden gelinemez acılar yaşıyor ise bu, yalnızca extremist bir husustur.

Aşk, zaten sürekli olarak öteki’ler ile kendisini kurmakta olan kişiye yalnızca yeni bir varoluş kapısı açmıştır. Yani, aşk etkin gücünü kaybettiğinde dahi kişi yine de varoluşunu türlü biçimlerde sürdürecektir. Aşk duyduğu öteki’yi tekrar bulamadığında, öteki artık verme’yi reddeder hale geldiğinde ben, çaresiz kalabilir. Fakat bu, sürekli çaresiz kalacağı anlamına asla gelmemektedir.

Varoluş kişiye her defasında yeni bir şans verir; bütün bir yaşam ifade ediş süreci boyunca. Bu sıradan bir döngü değildir. Kişi tüm hayatı boyunca aslında bir Ouroboros’tur1Kendi kuyruğunu ısıran bir yılan biçiminde resmedilen sembol..

Ben ve Öteki’nin Yüzleşmesi

Ben ve öteki’nin birbiriyle etkileşime geçmesi sürecinde yüzleşme de kaçınılmaz olarak doğrudan ortaya çıkar. Yüzleşme bu sürecin ana unsuru haline gelir. Nasıl ki ben kendisini öteki ile inşa edebiliyor ise aynı zamanda bu karşılaşma ben’in kendisi ile saf bir biçimde yüzleşmesine olanak verir. Çünkü ben bu süreçte öteki’den alacaklarının ve ona vereceklerinin riskine girer iken kendisini de bir şekilde tanımaya başlar. Ne istediğini, ne gibi bir beklentisinin olduğunu kendisi ile yüzleşerek anlayabilir. Öteki’den aldıkları onu tatmin etmez ise, yani öteki ile olan iletişimi ona yeni bir güç kazandırmaz ise bu, kendisi ile olan saf yüzleşmesinin sonucunda ortaya çıkardığı beklentilerin karşılanmaması ya da kendisinde yüzleşmek istemediği şeylerin açığa çıkmasından rahatsız olması durumundan kaynaklanır.

Eğer bu yüzleşme onlara yeni bir etkin güç bahşediyor ise birliktelikleri sağlanacaktır. Fakat yüzleşme sonucunda taraflardan biri gittikçe eksilmeye başlar ise birliktelik doğal olarak sağlanamaz. Çünkü daha önce de bahsetmiş olduğum gibi birleşmenin doğasında “birlikte çoğalma, birlikte zenginleşme” vardır.

Aşk’ta Yüzleşme

Anlayacağınız üzere “birleşme” olarak da ele alabileceğimiz aşk aynı zamanda sağlıklı bir yüzleşmenin ürünü halindedir. Kişi kendisini bir diğeriyle birlikte kurar iken hem kendisi ile hem de öteki olan ile yüzleşmektedir. Aşkın etkin varoluş alanına giriş, saf bir yüzleşme hali olmadan mümkün olmaz. Kendisiyle yüzleşme sürecini tamamlayamamış olan kişi kendisini bir diğerine açamayacaktır ve dolayısıyla kendisini veremeyecektir. Kişi ancak kendisi ile yüzleştikten sonra (buna “kendisi ile tam anlamda bütünleştikten sonra” da diyebiliriz) bir diğerinin varoluş alanına girebilir, aynı şekilde bir diğerini kendi varoluş alanına alabilir. Kendisi ile nasıl bütünleştiyse bir diğeri ile de yüzleşerek aynı şekilde bütünleşecektir.

Kendini bil!” diyor Sokrates ve eklemek gerekiyor: Ancak kendini bilirsen bir diğerine ulaşabilir ve onunla birleşebilirsin. Kendi bilincine varmadan, bütünlüklü bir ben olmadan nasıl öteki ile yeni bir oluş alanı yaratabilirsin ki?

 

Bu yazıya referans verin: Simge Armutçu (5 Kasım 2020), "Ben ile Öteki, Yüzleşme ve Aşk", Nimbus, Erişim tarihi: 28 Kasım 2020, https://nimbuskultursanat.com/yuzlesme/ben-ile-oteki-yuzlesme-ve-ask/.
 
Simge Armutçu
Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe bölümü öğrencisi. Koza Düşünce Dergisi editörü.

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir