ToplumYüzleşme 🏃

2020 ABD Seçimleri’ne Bir Bakış

Amerika Birleşik Devletleri’nde seçim neredeyse bitti. Kalan oylar sayıladursun, artık hem yürütme hem de yasama kanadındaki güç dengeleri belli oldu, denebilir. Yalnızca, Georgia eyaleti Senato’ya göndereceği iki senatörü de gereken %50 oyun altında bıraktığından, Senato’daki çoğunluğun hangi partide olacağı henüz kesinleşmiş değil. Mevcut durumda yeni ABD Başkanı Demokrat Joe Biden oldu ve çift meclisli ABD yasamasının birinci ayağı olan Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğa Demokratlar sahip (218 temsilciyle). Senato’daki çoğunluk, önümüzdeki dört sene Joe Biden’ın politikalarını istediği şekilde uygulayıp uygulayamamasında etkili olacak. Beklenmeyen senaryo gerçekleşmedikçe Senato’nun Cumhuriyetçiler’de kalması muhtemel.

Bu sene seçimlere katılım ABD’de rekor seviyedeydi. Oy verebilenlerin yaklaşık %67’si oy kullandı, bu da yaklaşık 140 milyon aktif seçmen demek. Joe Biden, bu yazının yazıldığı tarihte 77.168.354 oya sahipken, Donald Trump’ın aldığı oy sayısı 72.054.912.1https://www.foxnews.com/elections/2020/general-results Oyların sayılmaya başlamasından itibaren geçen üç gün içinde Biden’ın, 2008’de Obama’nın elde ettiği oy rekorunu kırdığı belli oldu. Ancak aynı rekor Donald Trump tarafından da kırıldı. Obama’nın aldığı oy sayısı 69,5 milyon civarındaydı.

Joe Biden, Demokratların “Blue Wall” dedikleri, 2016’da yıkılan Mavi Duvar’ı (ülkenin batısındaki ve kuzeyindeki sol eğilimli eyaletler kastediliyor) bütünlemenin yanında Pennsylvania, Georgia ve Arizona eyaletlerini de alarak zafere ulaştı. Yani dört sene önce Demokrat aday Hillary Clinton’ın kaybettiği Michigan gibi eyaletleri tekrar kazandı ve “Swing State (Salıncak Eyalet)” denilen, Cumhuriyetçi ve Demokrat eğilimlerin neredeyse denge halinde olduğu2Salıncak Eyaletlerin bu denge durumu, bu eyaletlerin seçmenlerinin tarihsel tercih ortalamalarına ve seçim öncesi yapılan anketlere göre saptanır. Popular Voting Index (PVI) denen matematiksel bir biçimle ifade edilir; D+5 (Democrat+5) ve R+5 (Republican+5) aralığında olan eyaletler Salıncak Eyaletler’dir. birkaç eyaleti de yanına kattı. Seçim, aslında merkez sol için arzulanan şekilde sonuçlandı. Binlerce demokrat seçmen sokaklarda zafer kutlaması yaptı. Senato’daki Demokrat Azınlık Lideri Chuck Schumer’in Biden’ı arayarak kutlamacıların sesini dinlettiği anların videosu, merkez sol siyasetçilerin dahi yaşadığı öforiyi yeterince açıklıyor.3https://www.youtube.com/watch?v=h9_2HGd9u3Y (1.21’de başlıyor)

Sözünü ettiğim öforinin, o coşkun mutluluğun, hayli zahirî sebeplere dayandığını göstermeye çalışacağım. Çünkü seçim sonuçlarında ABD demokrasisinden beklenmeyen türde herhangi bir şey olmadığı gibi, zafer sarhoşluğu yaşayan merkez solun ABD’nin geçirdiği sosyal, siyasi ve ekonomik süreçlerin asıl kaygı uyandıran boyutlarını görmezden geldiği de bariz. Ancak, bu yazının asıl konusuna geçmeden önce, 2020 seçimlerinin ABD demokrasi geleneğinde bir anomali arz eden ilk olayından bahsetmek yerinde olur. Evet, Donald Trump seçim sonuçlarını reddetti. Evet, oy sayımlarında geniş çaplı bir hile olduğunu iddia ediyor.4Trump’ın 2020 seçimlerini soktuğu sürünceme açık. Kendisinin psikolojik tahliline girmeden, bir gerçeğe işaret etmek bu sürüncemeden umduğunu göstermeye yetebilir. Trump kampanyası, oy sayımında yapıldığını iddia ettiği hileler konusunda bilgi toplamak ve bu sözde hileler ışığında yürütülecek yasal süreçler için maddi kaynak hazırlamak amacıyla bir fon açtı. Bu fonda toplanan paranın yarısının ise bambaşka bir amaç için kullanacağı, fonun sitesinde bildiriliyor: Trump kampanyasının giderlerini ödemek. Zaten seçime haftalar kala kampanyanın maddi sıkıntı çektiği, açığı kapatmak için Trump’ın bireysel sermayesinden daha da kullanmayı düşündüğü biliniyordu. Sırf bu bağlamdaki sorunlardan dolayı seçimden önceki en kritik zamanlarda çeşitli bölgelerde verdiği reklamları sonlandırdı. Maksat tasarruftu. Bunlara eş zamanlı olarak Biden kampanyası milyon dolarlar topluyordu. Ancak sözünü ettiğim anomali, Trump’ın “concession speech” denilen “ödün konuşmasını” yapmaması. ABD halkı, kaybeden adayın, söz konusu konuşmayı yaparak kazanana hakkını teslim etmesine alışkın.5Richard Nixon’ın Watergate skandalı unutulmamalı. Nixon, anketlerde üstün olmasına rağmen, Demokrat Parti belgelerine sızmaları için bir grup hırsızın iki defa Parti binasına geceleyin sızdığı ve ikincide yakalandıkları skandalda bu operasyonu (doğrudan veya dolaylı) talep eden kişiydi. Sorun şu ki bu konuşma yalnızca bir gelenek, ABD Anayasası’nda herhangi bir yeri yok.

Trump’ın temsil ettiklerinin ABD seçmenindeki karşılığı halen gerçek ve geçerli

Başa dönelim. Biden, Obama’nın 2008’de elde ettiği oy rekorunu kırmıştı. Ancak bu rekoru Trump da kırdı. Ülkedeki siyasi kutuplaşma, birçok seçmeni Biden için olduğu kadar – az veya çok – Trump için de harekete geçirdi. Seçimlere katılmayan birçok insan oy verdi. Katılım oranı son yüzyıldaki en yüksek seviyesine ulaştı. Trump’ın, dönemine damga vuran skandallarını bu yazıda anmak lüzumsuz. Dolayısıyla bir kesime “Hala bu adama yetmiş milyonumuz nasıl oy verebiliyor?” sorusunu sorduran şaşkınlık da bir o kadar yersiz. En başta anılması gereken gerçek şu olabilir: Trump ve temsil ettiği şeyler ABD halkının yarısı için gerçek ve geçerli.

Birkaç temel noktayı tartışmak, Trump’ın 2016’dan bu yana sürdürdüğü popüler (halka ait, halk önündeki) başarısını anlamak için faydalı olabilir. Trump, ulusal çaptaki ayrılıkları mobilize/seferber etmeyi başardı. Hem de bu ayrılıklar, ulusal ve uluslararası koşullarla pekişmişken. Bu koşullarda, küresel ekonominin ulusal ölçekte doğurduğu sonuçların yanı sıra ABD’ye özgü, tarihsel olanları da etkili.

ABD’de ulusal kimliğin tanımlanması çok zor bir konudur. Alışılagelen tarif, okura, bu kimliğin yaygın liberal değerler ve vatandaşlık kavramlarıyla temellendiğini söyler. Ancak ABD ulusal kimliği ve siyasi kültürü, en az bunlar kadar ırk, etnisite, din ve daha birçok sabit karakterden müteşekkildir.6Bonnikowski, Bart. ‘’Trump’s Populism: The mobilization of nationalist cleavages and the future of US democracy’’ When Democracy Trumps Populism: European and Latin America Lessons for the United States, 2019, 110-131 Yani vatandaşların kendi kimliklerine dair algılarını oluşturan birçok tarihsel koşul, bu karakterlerden dolayı daha baştan birleştirici değildir. ABD’deki Kurucu Babalar mitolojisi ve hatta mevcut Anglo-Sakson hukukunun geleneksel tavrı, bu hasletlerin reddinden dolayı gericidir. Çarpıcı olan, kurumsal düzeydekinin yanı sıra bu reddin halkın büyük bir kesimindeki karşılığıdır. Ulusa verilen çeşitli anlamlar arasındaki farklar, öznel ve grupsal yorumlardan çıkan sert bölünmelerle ve bu sert bölünmelerin yarattığı şiddetli çatışmalarla belirir. Bireysel silahlanma hakkını tanımlayan İkinci Anayasa Tashihi (Second Amendment) sağcı beyazların sürekli çatışma hissiyle varacağı ilk sığınak olur; bunun karşısında da polis şiddetiyle öldürülen siyahların “radikal” talepleri kapsayıcı bir ulus söylemiyle kurumsal düzeyde (ve medyada) sönümlenir. Kurumsal ve siyasi düzlemde kutuplaşmayı üreten ve aynı zamanda onun sebeplerinden biri olan temel ayrılık, özetle, ulusal kimlik sorunsalında yatar. ABD’de daima var olan, son yıllardaysa şiddetle artan ve Cumhuriyetçi Parti’nin iç reflekslerini felç eden sağ popülizmi bu sorunsaldan besleniyor.

Trumpizm’i besleyen güçlü ekonomik ve toplumsal sebepler de var. Endüstride otomasyonun artması gibi faktörler, ABD’de bulunan sermayenin ve istihdamın Çin gibi ülkelere yönelmesiyle sonuçlandı. Sermaye ve istihdamın ABD’den çıkışı, Obama döneminden bu yana hissedilen bir durum. Trump’ın sloganı “Make America Great Again” biraz da bundan var oluyor. Ayrıca ABD piyasasındaki etkin aktörlere duyulan güvensizliğin, daha doğrusu bizzat Wall Street’e ve ona yakın elitlere duyulan nefretin bu bağlamda ekonomik sebepleri var. (Trump’ın 2016’daki anti-elitist söylemleri Cumhuriyetçi Parti içinden yükselen eleştiriyle Trump tabanı için daha da meşrulaşmış, ancak tersinden Parti’ye yaramıştı.) Sürdürülebilir enerjiye yönelik gittikçe güçlenen destek de fosil yakıta bağımlı sektörlerde çalışan işçiler için endişe verici bir gelişme. Bunların yanı sıra, muhafazakar eyaletlerde dahi artan kozmopolitleşme ve çok-kültürlüleşme, toplumsal konumunu önemseyen beyazlara ABD’nin dramatik değişimler geçirdiğini hissettiriyor. Farklı toplumsal grupların kimlik ve talepleri normalleştikçe, beyaz işçi sınıfı kendi kültürünün ana akımdan adım adım çıktığına tanık oluyor. Kendi hayat koşullarına dair nesnel ve öznel değişiklikler hızla gerçekleşiyor. Bu değişiklikler, hâlihazırda etno-milliyetçi duygu ve eğilimleri uyarıyor. Gerek doğrudan deneyimle gerek maruz kaldıkları çok-kültürcü söylemlerle bu duygu ve eğilimlerin öznel sonuçları pekişirken; bir göreli yoksunluk algısı nüksediyor (İngiltere’deki Brexit sürecinde de dile gelen “geride bırakılma” hissi burada gelişiyor).

Bu bağlamda ulusa yüklenen anlam da doğrudan etkileniyor, seçmen davranışının buna oranla şekillenmesi kaçınılmaz. Toplumsal baskınlık tavırları (Social Dominance Attitudes) gelişirken,7Pettigrew, T. Social psychological perspectives on Trump supporters. Journal Of Social And Political Psychology, 2017, 5(1), 107-116. seçmen davranışının bu bağlamda değişmesinde son faktör de bu durumu sömürecek medyatik ve siyasi elitler. Ulusal çaptaki ayrılıkların seferber edilmesinde (mobilizasyonunda) zaten iki partili olan bir demokratik sistemde partilerden birinin buna yatkın olması yeterlidir. Trump’ın tabanının büyük kısmını teşkil eden beyaz işçiye, yaşadığı göreli yoksunluğun en azından maddi boyutlarının kapitalist ekonomide doğal bir geçişten kaynaklandığı anlatılmaz.8Demokratlara oy veren işçiler için de aynı durum az çok geçerli. Demokrat eğilimli endüstriyel Kuzey’de işçi sendikaları çok zayıf, Demokratlar bu sendikalar aracılığıyla işçilerle örgütlenmekten ve politikalar üretmenin yanında onların hayat koşullarında meydana gelen değişiklikleri yine onlara açıklamaktan geri duruyor. Yaşanan ya da yaşanıldığı düşünülen sorunlara sebep olarak göçmenler, Müslümanlar vb. bilumum ötekiler gösterilir.9Özellikle endüstriyel kuzeyde işçi sendikalarının azalan gücü bu bağlamda Demokratlara zarar verdi; çünkü fakirleşmeyi hisseden[5] beyaz işçi sınıfına bu fakirleşmenin asıl sebeplerini anlatan organik bir unsur yoktu. Ulusal kimlik sorunsalı, sözünü ettiğim ekonomik ve toplumsal faktörlerde yine belirir.

Biden’ın getirdiği yanıt gerçekçi mi?

Pekâlâ, Joe Biden’ın seçimi kazanması yukarıda bahsi geçen sorunlara çözüm olanakları getirebilir mi? Sanmıyorum. Aksine, tekil politikalarla tasarılarını öne sürse bile10Kaldı ki Moody Analytics’in seçim öncesi yaptığı, adayların ekonomi politikalarını incelediği çalışma bunu anlatmak için yeter. Analiz, iki adayın ekonomi politikalarının ABD ekonomisinde oluşturacağı makro-ekonomik sonuçlar arasında radikal farklar öngörmüyor. Biden, ABD halkının somut olarak hissettiği ayrılıkları hepten yok sayıyor. Bu bağlamda Biden, onun parti içindeki en büyük rakibi olan (ve kendini sosyalist olarak tanımlayan) Sanders’tan hallice.

ABD’de “Biz neyiz?” sorusuna verdiği pozitif cevaplarla aslında ABD demokrasisinin norm vurgusunu meşru düzlemde söylemiyle sürdüren (ve Trump’ı ABD demokrasisinde bir anomali gibi yansıtan) grup ya da gruplar, aslında Trump’tan ibaret görmek istedikleri etno-milliyetçi siyasetin yükselişini, ABD’nin geçirdiği büyük ölçekli toplumsal, ekonomik ve kültürel değişikliklerin uzun vadedeki etkilerinde ve ABD’ye özgü tarihsel koşullarda aramak istemiyorlar. Joe Biden’ın birçok farklı mitingde başvurduğu “Biz bu değiliz, kim olduğumuzu oy vererek gösterelim!” ifadeleri de bununla örtüşür. Pekâlâ Cumhuriyetçi Parti’nin ırksal ilişkilerle kurduğu sorunlu bağ, zaten Trump’ın başkanlığından önce de kendini şiddetle gösteriyordu. Obama’nın “Amerikanlık” ve “Hristiyanlığı”, çeşitli komplo teorileri gün yüzüne çıkarılarak, Partili siyasetçiler ve Donald Trump tarafından, defalarca sorgulanmıştı. Amerikan kimliği ve ulusun anlamı sorunsallarının varlığı barizdi. Etno-milliyetçi söylem, Başkan Nixon’ın kullandığı “sessiz çoğunluk” tabiriyle kendine meşru zeminler aradı. Biden’ın 2020 kampanyasında yaptığı ise, bütün bu sorunları görmezden gelerek, 2016’dan önceye uzanan geleneksel “birliktelik” söylemini tekrar kurmak, asla monolitik ve birleştirici gerçekliğinden bahsedemeyeceğimiz bir ulus tarifi altında seçmenleri buluşturmayı denemek oldu.

Küresel çapta yükselen radikal sağ sayesinde, mevcut liberal demokrasilerin ancak büyük çapta siyasi ve ekonomik dönüşümlerle çözülebilecek iç çelişkilerine tanık oluyoruz.11Bonnikowski, Bart. ‘’Trump’s Populism: The mobilization of nationalist cleavages and the future of US democracy’’ When Democracy Trumps Populism: European and Latin America Lessons for the United States, 2019, 110-131 Şöhreti küresel çapta alaylarla daha da artan Donald Trump için, “Trump, Amerikan tarihinin kafiyesidir” demek yeterli olur. Joe Biden’ın önümüzdeki dört sene yapacaklarını gözlemleyeceğiz. Ancak bu dört seneden, Biden’dan, radikal değişiklikler beklemek akla yatkın gözükmüyor. Bahsettiğim gibi, Biden zaten ABD’yi radikal değişikliklere hazırlamak üzere bir kampanya yürütmedi. Herhangi bir radikal değişikliği de dört sene görev yapacak bir başkandan/bir tek siyasetçiden beklemek, toplumların gerçekliğini ve değişimin doğasını reddetmekle mümkündür. Demokrat Parti’yi son yıllarda başarıyla sola kaydıran progresifleri (ilericiler) ekopolitik ve çok-kültürlülük vurgusunun ötesine geçmek, daha güçlü örgütlenme modelleri kurmak gibi zorunluluklar beklerken; bunların karşısında ana akımda maruz kaldıkları ve ABD’nin tarihsel koşullarından doğan güçlü kanaatler gibi engeller var.

Biden; insaniliğiyle, ABD’ye olan inancıyla, uluslararası iş birliğine verdiği önem ve Çin’e karşı (Obama dönemindekilere benzer) daha stratejik yaklaşımlarıyla övüledursun, herhangi bir şeyi çözmüş değildir. Yalnızca seçildi. Ya Biden’dan sonra ne olacak?

 

Bu yazıya referans verin: Hüseyin Serhat Arıkan (15 Kasım 2020), "2020 ABD Seçimleri’ne Bir Bakış", Nimbus, Erişim tarihi: 28 Kasım 2020, https://nimbuskultursanat.com/yuzlesme/2020-abd-secimlerine-bir-bakis/.
Referanslar
 
Hüseyin Serhat Arıkan
ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi son sınıf öğrencisi. Bin Dün Var Yarında (Mayıs, 2019) şiir kitabıyla Şiir Atı Seyhan Erözçelik İlk Kitap Şiir Ödülü'ne layık görüldü. Şiir, söyleşi ve yazıları Kitap-lık, Varlık, Sözcükler, K24 gibi dergilerde çıktı.

    Yorum yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir