SinemaTomurcuk 🌱

White Zombie: Sömürüyle Korkunun Yükselişi

Ölünün uyanışı konsepti, ‘öbür dünya’ inanışını groteskleştirirken, yaşamın çürüyerek sonrası için gizem ve bilinmezlik oluşturması bakımından yığınlara çekici gelmektedir. Bu uyanış, ilahi bir uyanıştan son derece uzak, kutsallığı tersine çevirecek bir  diriliştir. Ölünün hayata dönmesindeki profanlık sadece dine değil aynı zamanda doğaya da kafa tutar: doğanın ve dinin üstüne kurulmuş bir tahakkümdür bu uyanış. Bu seküler canavarlar ölümün gizemini içkinleştirirken izleyicisini bir yanılgının içine sürüklemektedir, bu yanılgı, irsi mistikliğiyle birlikte zumbi’nin kökenlerini saklamaktadır. Zombi filmleri bir alt tür halinde, korku içinde kendini kanıtlamış bir janr olarak sinemada kendini bulurken içinde barındırdığı kolonyal geçmişi de perdelemektedir. Türün geçmişini ve yeniden doğuşunu anlamak için White Zombie’yi (1939) ele almak, kavramın sömürücü ve ırkçı temellerini incelemek adına yerinde olacaktır.

Öncellikle etimolojik bir araştırma ile kelimeyi anlamak, tarihi gelişimini tanımlamak adına yol gösterici olacaktır. Zombi kelimesi, Kikongo zumbi’den türeyerek yaşayan ölü anlamına gelir, bununla birlikte yerel bir söylence ve aynı zamanda bir fetişe atıf yapmaktadır (Mitchell, 2013). Zumbi’nin tarihsel hareketliliği sadece Kongo ile sınırlı kalmayacak, Batı’ya kendini Haiti’de tanıtacaktır. Peki Kongo folkunun Haiti’ye taşınması nasıl gerçekleştirmiştir? Bu soruyu yanıtlamak zombi ve kolonyalizmin birleştiği noktayı aydınlatmak adına önem teşkil eder. Haiti’nin emperyalist devletlerce işgal edilerek sömürülmesinin tarihi 15. yüzyıla kadar dayanmaktadır. Ülkenin şeker plantasyonlarının oldukça verimli olması, en büyük şeker üreticisi haline gelmesini sağlarken; Fransız idaresine geçtikten sonra plantasyonlarda çalıştırılmak için Afrika’dan senede 8000 köle satın alınıp bu bölgelere yerleştirilmiştir (Arsenault & Rose, 2006). Alınan kölelerin büyük bir kısmını Kongoluların oluşturmasıyla plantasyonlarda ağır şartlar altında çalıştırılan bu insanların sistematik bir biçimde ölmeleri ya da hastalanmaları, yerel folkun Haiti’de doğmasına neden olmuştur. Zumbi söylencesinin sık kullanımı, sömürge temsilcilerinin arasında da yayılarak, kendini film endüstrisinde bulmasını sağlamıştır. Bu tarihsel dönüşümden geçen kavram; kolonyalizm, korku ve folkun birleşmesiyle mitik hale gelmektedir.

White Zombie’ye bu noktada değinecek olursak, türün öncüsü olarak varislerinden ne kadar ayrıştığından bahsetmeliyiz. Garnett Weston’ın senaristliği ve Victor Halperin’in yönetmenliğinde zombi kültünü resmeden film sadece bir kurgu değil, ezoterikleştirilmiş bir gerçeklikle yarı belgesel tadında tarihi bir gerçeklik sunmakta. Haiti’nin şeker plantasyonlarında geçen film, realiteyle bağını sosyolojik ve siyasi bakımdan kaybetmemektedir. Irkçı söylemi tersine çevirerek kara büyü pratiklerinin beyazlar tarafından uygulanılmasıyla yerel kültürün, sömürüyü konsolide etme araçlarından biri olarak kullanıldığını görmekteyiz. Filmin başında siyahi şoförün, yaratıklarla karşılaştıktan sonra, re-animasyon işleminin kendisini plantasyona yeniden sürüklemek amacıyla yapıldığını korku ile dile getirmesi, devam eden sömürünün yarattığı travmayı deklare etmektedir. Diriltme işlemi ilginç bir şekilde state aparatus görevi görmektedir: Zombilere iradesiz canavarlar olarak aynı anda hem zor aracı hem de işçi rolü biçilmiştir. Burada baştaki analize geri dönersek, doğanın üstüne tahakküm kurulmasının bir adım ileriye taşınarak, insanın aynı zamanda ölümün üstünde de bir iktidar kurduğunu söyleyebiliriz. Aynı zamanda köle-sahip ilişkileri, sadece siyasete içkin bir kurumsallaşmayla değil aynı zamanda – egzajere edilerek – zombi-köleye dönüştürülüşüyle de sömürge sisteminin karikatürize edilmiş bir eleştirisidir.

Mit, sömürge ve kölelik üçlüsünün korku sinemasıyla buluşturulması, 30’lardan bu yana birçok farklı kurguyla sergilenmiştir. Ancak White Zombie’deki sosyo-kültürel gerçeklikle olan bağ, 21. yüzyılda popüler söylemin değişmesiyle kendini güncellemiştir. Bu güncelleme kavramın kökenlerini ırkçılık ve sömürge kurumlarından uzaklaştırarak daha sevimli, en azından eğlendirici bir konsept haline gelmesine neden olarak, zumbi’nin doğuşunu unutturmuştur izleyicilere. Öte yandan didaktik bir misyon üstlenen bu yapım, geçmişin sancılarına ışık tutmaktadır.

*Kapak resmi: White Zombie (1939) – Film içi görüntü

 

Bu yazıya referans verin: Ekin Keleş (13 Temmuz 2020), "White Zombie: Sömürüyle Korkunun Yükselişi", Nimbus, Erişim tarihi: 28 Kasım 2020, https://nimbuskultursanat.com/tomurcuk/white-zombie-somuruyle-korkunun-yukselisi/.

REFERANSLAR

  • Arsenault, N., Rose, C. (2006). Africa Enslaved A Curriculum Unit on Comparative Slave Systems. Austin, Texas. pp. 56-57.
  • Mitchell, P., Lane, P. (2013). The Oxford Handbook of African Archaelogy. London: OUP Oxford.
 

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir