PsikolojiTomurcuk 🌱

Varoluşçu Terapi: Ne Seninle Ne Sensiz!

İnsanlığın dünden bugüne gelişimi ele alındığında, çeşitli yönlerden birbirini tamamlayan farklı aşamalardan geçtiği bilinen bir gerçektir. Her bir aşama için tetikleyici rol oynayan merak duygusu ise, kendini ilk olarak doğayı anlamlandırma yönünde görünür kılmıştır. İnsanlar bu duygudan hareketle, içinde bulunduğu dünyayı ve doğada olup bitenleri algılama arayışında olmuştur. Bu eğilim, onlarca farklı duyguyu (korku, şaşkınlık, heyecan vs.) içinde barındıran sancılı bir süreci beraberinde getirmiştir. Bu sürecin sonucu olarak karşımıza çıkan ve çoğunlukla pragmatist yanı olan somut çıktılar (keşif ve buluşlar gibi) ise, halihazırda insanlık tarihinin evrelere ayrılmasında önemli rol oynamıştır. Peki, insan doğası ve varoluşu bu sürecin neresinde konumlandırılmıştır? Veya konumlandırılabilmiş midir?

Doğanın işleyişini anlamaya çalışan insan; iyi oluş, benlik ve varoluş sebebi gibi soyut olguları içinde barındıran insan doğası kavramı üzerine düşünmeyi, ilk kez felsefe yoluyla denemiştir. Ancak felsefe, insan doğası üzerine kritik soruların yanıtlarını arama çabasında olup; insan duygu, düşünce ve davranışlarını anlamlandırma ve iyileştirme noktasında yetersiz kalmıştır. Psikolojinin doğuşu ve bir bilim olarak kabul edilmesi, bu ihtiyaç doğrultusunda gerçekleşmiştir. Bu noktada, felsefe akımları ve psikoloji ekollerinin döngüsel bir ilişkiye sahip olduğu görülmektedir. Kaynağı varoluşçu felsefe olan fenomenolojik alanın, varoluşçu terapinin temelinde yer alıyor olması ise bunun bir göstergesidir.

Ani ve beklenmedik olan her bir deneyim, kontrol, bağ kurma ve anlam duygusu sağlayan olağan davranış sistemlerini altüst eder1Herman, Judith, Travma ve İyileşme, Tosun Tamer (çev.), İstanbul: Literatür, 2017, ss. 41..  Bu deneyimler, bir yakınını kaybetmek veya kovulmak gibi günlük akışın içerisinde etki alanı daha dar olan durumlar şeklinde karşımıza çıkabileceği gibi; yerleşik hayata geçiş, sanayi devrimi ve savaşlar gibi tarihsel sürecin makro düzeyinde etkili olan tecrübeleri de kapsar. Travmatik olmasının yanında tüm bu deneyimler, gizli kalmış herhangi bir yanı ortaya çıkarmak için ideal bir fırsat ortamıdır aslında. Bireyin, var olmanın getirileriyle yüzleşmesinden kaynaklanan çatışmaları üzerine yapılandırılan “Varoluşçu Terapi” yaklaşımının ortaya çıkışı2Yalom, Irvin, Varoluşçu Psikoterapi, Babayiğit İ., Zeliha (çev.), İstanbul: Kabalcı, 2013, ss. 14., tam da böyle bir insanlık faciası olan Nazi Almanyası’nın Theresienstadt3Günümüzde Çekya sınırları içinde bulunan toplama kampı. İleri okuma (ENG): https://encyclopedia.ushmm.org/content/en/article/theresienstadt kampındaki stajdan kurtulan Victor E. Frankl’ın41905-1997. Holokosttan kurtulan Yahudi nörolog., yaşamı yeniden sorguladığı ve anlamlandırdığı olayları yazması ile gerçekleşmiştir.

Başta da ifade edildiği gibi; tarihinin başından bu yana insan, kendini ve dünyayı anlamlandırma çabası içinde olmuştur. Frankl, buna “anlam arayışı” der. Bu arayış, içsel ve/veya dışsal birçok çatışmayı beraberinde getirir. Tam da bu sebepten; gelişimsel ve varoluşsal kuramlar, hep belli çatışmalar üzerinden evrelere ayrılmıştır. Ancak varoluşçu yaklaşımın, bu noktada ayrıldığı kritik bir nokta vardır: Varoluşçu çatı, farkındalık ve korku ile başlar5Yalom, Irvin, Varoluşçu Psikoterapi, Babayiğit İ., Zeliha (çev.), İstanbul: Kabalcı, 2013, ss. 21..

Ölüm, anlamsızlık, yalıtılmışlık ve özgürlük kavramları üzerinden insanı bir bütün olarak anlamaya odaklanan varoluşçu terapi yaklaşımı, Yalom’un ifadesiyle, akademik semtlere girmesine izin verilmeyen, evi olmayan kimsesiz bir çocuk gibidir. Bunun temel sebebi ise, odaklandığı varoluşsal kaygı ve korkuların herkes için kaçınılmaz olmasıdır. Terapistlerin de aynı endişeleri taşıyor olduğu gerçeği, bu yaklaşım özelinde gerçekleştirilen mesleki ve akademik çalışmaların ikinci plana atılması veya bunlardan kaçınmak şeklinde bize yansır. Bu noktada; bu terapi yaklaşımında hem terapistin hem de danışanın belli bir olgunluk düzeyine sahip olması gerektiği görülmektedir.

Bireyin, varoluşunun ayırdında olması için gerekli olan olgunluk düzeyi, çeşitli sebeplerden ötürü yetersiz olabilir: Gelişimsel açıdan Piaget’nin “Soyut İşlemler” evresine sağlıklı bir geçiş yapamamış olmak gibi. Gereken minimum olgunluk düzeyine ulaşmak ise, sanıldığı kadar kolay ve doğrusal bir süreç değildir. Çünkü yaşamın getirileriyle yüzleşmek, her zaman beklenen sonuçları doğurmaz; sancılı ve riskli çıktılar söz konusu olabilir. Bu sebeple, bireyler profesyonel bir şekilde desteklenmeye ihtiyaç duyar. Bu noktada varoluşçu terapi; terapistin, herhangi bir yapılandırılmış yöntem kullanmadan, danışanla kurduğu terapötik6tedavi edici ilişki üzerinden beklenen düzeyde olgunlaşmayı sağlayacak olan tohumları serpmesini vaat eder.

Tüm bunlar ele alındığı zaman; varoluşçu terapi, uzak durulsa da güven bağı ve güçlü bir terapötik ilişki kurabilmek açısından, terapistlerin eklektik olarak başvurması gereken bir yaklaşımdır. Çünkü bu yaklaşım, kişinin mevcut yaşamını olduğu gibi anlamlandırmasını, var olan çatışmaları fark edip bilinç düzeyinde olmayan varoluşsal kaygıları ile ilişkilendirmesini, hangi seçeneklere ve sınırlılıklara sahip olduğunun ayırdında olmasını ve bunlar üzerinden bir seçim yapmasını amaçlar. Ortada her zaman somut bir karar veya seçim olmak zorunda da değildir. Önemli olan, kişinin kendi fenomenolojik alanı çerçevesinde olup bitenleri anlaması, ifade etmesi, yorumlaması ve sorgulamasıdır. Tüm bunlar, direnç eğilimini azaltarak danışanın sürece etkin bir şekilde katılım göstermesini ve sorumluluk almasını sağlayan önemli unsurlardır.

İnsan doğası ve varoluşunun, insanlık tarihini şekillendirme sürecinde ne gibi bir yere sahip olduğu sorusuna dönülecek olursa; en güzel yanıtı “Bulantı” eserinde Sartre71905-1980. Fransız yazar ve düşünür. verir:

Varoluş, şuradadır; çevremizdedir; bizdedir; bizdir. Ondan söz açmadan iki sözcük söyleyemeyiz. Ama ona dokunulmaz da…

 

Bu yazıya referans verin: Cemre Öztoprak (3 Temmuz 2020), "Varoluşçu Terapi: Ne Seninle Ne Sensiz!", Nimbus, Erişim tarihi: 16 Mayıs 2021, https://nimbuskultursanat.com/tomurcuk/varoluscu-terapi-ne-seninle-ne-sensiz/.
REFERANSLAR
  • Herman, Judith, Travma ve İyileşme, Tosun Tamer (çev.), İstanbul: Literatür, 2017, s. 41.
  • Yalom, Irvin, Varoluşçu Psikoterapi, Babayiğit İ., Zeliha (çev.), İstanbul: Kabalcı, 2013, s. 14.
  • Yalom, Irvin, Varoluşçu Psikoterapi, Babayiğit İ., Zeliha (çev.), İstanbul: Kabalcı, 2013, s. 21.
 
close

Selam 👋
Seni Nimbus'ta gördüğümüze çok sevindik!

Nimbus'ta yayınladığımız içerikleri düzenli aralıklarla posta kutunda görmek istersen, formu doldurabilirsin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Cemre Öztoprak
Psikolojik Danışman, Ankara Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik bölümü 2018 mezunu, Uçan Süpürge Vakfı'nda genel koordinatör olarak toplumsal cinsiyet üzerine çalışıyor.

Yorum Yapın