RöportajSinema

“Yürümek” üzerine Deniz Şengenç ile röportaj

Yürümek film afişi

Yıl: 2013
Tür: Belgesel
Süre: 52 dakika
Dil: Türkçe / Kürtçe

Yürümek, Halil Savda’nın 1 Eylül 2012’de Roboski’den başlattığı Barış Yürüyüşü’nü konu alıyor.
Yönetmen Deniz Şengenç ile Yürümek üzerine konuştuk.

 

“Yürümek” filmini Vimeo’da izleyin

https://vimeo.com/400326731

Halil Savda’nın yürüyüşe başladığı gün 1 Eylül 2012’ydi. Yürümek filmi 2013 yılında tamamlandı. Geçen 8 yılda bir bütün olarak Anadolu halklarının barış arayışında geldiği noktayı düşünürsek, 2012’deki yürüyüşü nerede konumlandırıyorsunuz?

Yürüyüşün yapıldığı dönem Suriye’de savaş başlamıştı, Gezi olmamıştı ve daha bir çok şey olmamıştı… Ankara’ya varıldığından da elbette çekim yapmaya devam ettim, daha sonra kurgu döneminde Ankara’daki Sakarya Meydanı’na kadar devam eden yürüyüşün görüntüleri konusunda emin olamamıştık. Çünkü o zamanlar Ankara, eylemleri ile meşhur bir ilimizdi ve bu görüntüler çok da “değişik” değildi. Aynı şekilde İstanbul’da Taksim-Tünel hattında sürekli eylem yürüyüşleri yapılırdı o dönemlerde hatta bazen İstiklal’de aynı anda 3 yürüyüş olurdu. Şimdi filmimizi Ankaralı arkadaşlarımla tekrar izlediğimizde, onların gözleri doluyor Ankara sokaklarında yürüyüşçülerin görüntülerini izlerken. Mümkün değil artık.

Gerçi COVID-19 geldi artık iyiden mümkün değil, değil mi?

Yürümek film içi görüntü

Yürüyüşe zaman zaman katılanlar, ayrılanlar olduğunu görüyoruz ama kitle Ankara’ya yaklaştıkça daha da büyüyor. Barış Ankara’ya birikerek gelmiş. Nasıl bir süreçti?

Yürüyüşün en güzel yanı katılan insanların çeşitliliği idi. Yürüyüşçüleri misafir edenler bizimle bir gün yürüdü, Almanya’dan köyüne yürüyerek dönen İsmail de bize eşlik etti, herkes imkanları ölçüsünde yürüyüşün adımlarını paylaştı. Barış için Ankara’ya gelirken yürüyenlerde gözlemlediğim ve çok da ilginç bulduğum durumlar yaşanıyordu. Toroslar’dan geçerken herkesin çok güçlü sevgi bağları vardı, sadece seviyordu insanlar birbirlerini. Ne zaman ki Ankara’ya yaklaşıldı, şehir elektriğini sağlayan yüksek gerilim hatları ve dolmuşlar görülmeye başlandı toplantı yapmak, “özeleştiri” vermek gibi talepler dillendirilmeye başlandı. Bu sanırım şehirlerin, birbirimizi görmemize ve yakınlaşmamıza engel olan etkenleriydi. Ankara’ya varmak, o kalabalık çok hoştu ama sanırım aynı felsefe gibi varmak değil “yolda olmak” daha mutluluk vericiydi yürüyüşçüler için. Bu durum tüm ideolojik ve aktif mücadele deneyimleri için akılda tutulması gereken bir insani yanımız, diye düşünüyorum bu yürüyüşten bu yana.

Filmin içinde Karadeniz’den Ege’ye türküler, Grup Yorum’dan şarkılar duyuyoruz. Ve tabi ki Kardeş Türküler’in iki parçası. Aslında filmin müziği bir sanatçıya değil, bütün bir Anadolu’ya ve onun yüzlerce yıllık birikimine ait. Sanat ve kültürün barıştaki bu rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Eğer göğebüre bostan olursam
Şu halkın dilinde destan olursam
Kara toprak senden üstün olursam
Ben de bu yayladan şah’a giderim.” demiş Pir Sultan Abdal.

Hangi yılda demiş bunu önemi kalmıyor, bu topraklardaki etkilerini düşününce.

Belgeselimizde bize kısır yapıyorlar, bahçesine sadece su içmek için uğradığımız kadınlar. Ve orada bardak bardak sayarken kısırı “Bir tane fazla koyayım üstüne gelir. Çok olsun eksik olmasın” diyor, bir bardak daha fazla bulgur koyarken sininin içine. Ufacık bir ihtimal de olsa gelecek bir kişi olursa diye hazırlık yapıyor kadın. Sanat ve kültür, her daim egemenlerin kaleminden yazılan tarihin öyle olmadığının; daha iyi, güzel ve doğru için her zaman toprağın altında hazır bekleyen bir umut tohumunun kanıtı oluyor. Kimi şiiriyle kimi siniye döktüğü bir bardak bulguruyla anlatıyor, aktarıyor barış içinde birlikte yaşayıp gitme talebini.

Yürümek, kamera arkası görüntüsü: Kamerada Deniz Şengenç

1300 kilometre. Yürüyüşte insan üstü bir çaba, azim ve adanmışlık var. Tabi siz de bu yolu yürüdünüz, hem de ekipmanlarla. Zor muydu?

Kolay değildi elbette. Onlar yürüdü ben onları en iyi şekilde çekebilmek için bazen arkada kaldım, koştum yetiştim. Bazen tepelere tırmandım, bazen önlerine geçmek için yine koştum. Koşmaktan pek hoşlanmam bu arada. Ama belgeselci olmak da tam bu demektir. Ciddi fiziksel bir performanstır aynı zamanda belgesel çekmek. Bu sebepten zor diyemem. İyi ki, diyebilirim sadece.

Daha genel bir soruyla noktalayalım. Yürümek bize, yüksek toplumsal kaygılara sahip sanatın neye benzediğini de anlatıyor aslında. Sizce sanat barışın neresinde ya da barış sanatın neresinde?

Yürüyüşteyken de aklımı kurcalayan bir konu vardı. Şimdi tam da bu Corona’lı karantinalı günlerimizde tekrar düşünüyorum. Bir virüs peyda oluyor ve bütün gezegen kendini eve kapatıyor, kapatabilenler tabii. Mantıklı bir bakış açısıyla bu salgının biteceğine ve her şeyin eskisi gibi olacağına inanıyoruz. Kimse bunun dışında, insanlık adına karanlık bir senaryoyu mantık sınırları içinde kabul etmiyor. Çünkü hayata inanıyor ve tutunuyoruz, yaşamak ağır basıyor. Lakin barış isterken aynı istek hali bu şekilde bir netlikte olamıyor. Yürüyüşte de bunu düşünüyordum. “Savaş” kavramı ne kadar net ise “barış” kavramı o kadar uçucu bir fikir sanki zihinlerimizde. Sanırım hiç gerçek bir barış ortamında yaşayamadığımız için henüz iki ayağımız üzerinde dik durmaya başladığımızdan bu yana.

Sanat iyi, doğru ve güzele dair ise; barış bunlardan hariç değildir. Sanat barışın, barış talebinin her daim sesidir. Birileri susturulsa, beriki dillendirir aynı türküyü. Biri unutursa sözlerini; bir bakarsın bin yıl sonra bir filmde söylenir o türkü. Kimi tablo yapar, kimi heykel. Ama aynı barış talebi ve “en önemlisi” barışı talep etmenin kendisi elden ele yayılır binlerce yıllar içinde. Sanat barışın sözcülüğü görevindedir.

Barış da sanatın bir gün güvencesi olacaktır umarız. Özgür düşüncenin, sınırsız hayal gücünün ve tabii savaşa aktarılan o kadar bütçelere bakarak diyorum ki elbette ekonomik desteğin güvencesi olacaktır barış, sanat için.

Sadece kötü olasılıkları bu kadar net gördüğümüz kadar iyi olasılıkların da olabileceğine güvenmeliyiz.

Yürümek, film içi görüntü

Toplumsal hafıza anlamında değerli bir eser oluşturduğunuza inanıyoruz. Bu anlamda hem teşekkürlerimizi sunuyor hem de sizi tebrik ediyoruz. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Ben çok teşekkür ederim. Yayın hayatınızda başarılar dilerim.

Bu yazıya referans verin: Kerim Can Kara (1 Nisan 2020), "“Yürümek” üzerine Deniz Şengenç ile röportaj", Nimbus, Erişim tarihi: 1 Mart 2021, https://nimbuskultursanat.com/sinema/yurumek-uzerine-deniz-sengenc-ile-roportaj/.

Kerim Can Kara
Editör. TOBB ETÜ'de Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler öğrencisi. Mareliber'de emekçi.

Yorum Yapın