EditördenProtesto ✊

Protesto Üzerine Kısa Bir Kavram Deneyi (ve/veya Karmaşası)

Türkiye’de çağdaşlaşma bir devlet marifeti midir, yoksa karşı koyulamaz bir halk hareketi mi? Güdümlü müdür kendiliğinden mi, Batılı mıdır Doğulu mu, dogmatik midir bilimsel mi, eklektik midir organik mi? Belki aynı anda hepsi ve hiçbirisidir, Schrödinger’in kedisi’dir. Protesto bu “karmaşanın”, hatta “panayırın”, muhteşem parçalarından biri; çift yönlü ve söz konusu karmaşaya – hadi buradan itibaren o karmaşayı “Türkiye modernleşmesi” olarak adlandıralım – eklemlendiği ölçüde betimleyici bir kavram. Protestonun kavramsal dönüşümü Batı’da başlıyor aslında, Latince’de “lehe tanıklığı” ifade eden protestari’yle doğup 19. yy’da “aleyhte tavrı” gösterir oluyor1Nişanyan Sözlük, https://www.nisanyansozluk.com/?k=protesto. Bizdeki hikaye de bundan çok farklı değil, Türk Dil Kurumu üç anlam getiriyor protestoya:

  1. Bir davranışı, bir düşünceyi, bir uygulamayı haksız, yersiz, gereksiz bularak karşı çıkma, kabul etmeme.
  2. Herhangi bir davranışın haksız, yersiz, gereksiz görülerek onaylanmadığını bildiren resmi açıklama.
  3. Değerli evrak niteliğindeki borç senedinin ödenmemesi durumunda, özel bir biçime bağı ve belli hukuki sonuçlar doğuran bildirim.

Protesto, Türkçede bir resmi açıklamayı ve devletliliği aşikar olan bir hukuk kavramını ifade ederken, aynı anda “karşı çıkmayı” karşılıyor. Yani aynı anda olanca korumacılığıyla devlet ve iktidara ilişkin kalmaya devam ederken, toplumsal boyutta statükocu olamayacak (“toplumsal olan”ın devleti yaratma, dönüştürme, yıkma iradelerinin tümüne sahip olan yegane özne olduğu ön kabulüyle, toplumsal karşı çıkma halinin muhafazakar olması tanım gereği olanaksızdır) bir muhalefet halini… Bu açıdan bakıldığında protestonun kavramsal dönüşümü, toplumsal algılanışı / hafızalaştırılışı, pratik ve konjonktürel niteliği; Türkiye tarihinin başka bir okuması için muhteşem bir tartışma olanağı sunuyor bize. Ve heybesinde bazı sorular taşıyor: Türkiye’de karşı çıkma, devlete içkin olmaktan azat olabilir mi? Protesto toplumsallaştığında ([suyu sıkılsa da en yakın ve sıcak örnek olduğu için tekrarlayalım] örneğin Gezi’de) statüko karşıtı olamıyorsa, suç illüzyonda mıdır? Egemen neden protestonun her halinden nefret eder? Neden son 8 yılda hiçbir protesto kitleselleşemiyor? Egemenin kendini protesto etmesi mümkün müdür; ya da tersinden sorarsak, egemen protestoyu kontrol edebilir mi?

Kavramın yukarıda incelediğimiz çift taraflılığı, aslında bu sorulara da kesin cevaplar üretmeyi zorlaştırıyor, hele ki illüzyonu denkleme kattığımızda. “Memlekete komünizm gelecekse onu da biz getiririz” sözünün atfedildiği Ankara Valisi (1926-1946) Nevzat Tandoğan’ı şereflendiren Tandoğan Meydanı’nın başkentteki protestoların uğrak yeri olması, tam da bu türden bir çift taraflılığı sembolize eder. Tandoğan’ın rejimin prototip yöneticilerinden biri olduğu kuşkusuzdur, aslında atfedilen sözün gerçek olup olmadığından bağımsız, bu söze itiraz etmeyeceği de ortadadır. Nitekim aynı devlet ideolojisi, “onu da biz getiririz” düsturunu örneğin Halkevleri sürecinde başarıyla uygulamıştır. Tandoğan Meydanı’nın rejime tehdit yaratacak, dolayısıyla devlet aygıtlarınca saldırı altında bırakılacak sayısız eylemin ev sahibi olduğunda da kuşku yoktur.

O halde başa dönüp soruyu tekrar soralım ve her yanı sorularla dolu bu kısa deneyi, yine bir soruyla sonlandıralım. “Türkiye’de çağdaşlaşma” bir devlet marifeti midir, yoksa karşı koyulamaz bir halk hareketi mi? Peki ya tırnak işaretlerinin arasındaki kavramı “protesto” ile değiştirsek?

 

Bu yazıya referans verin: Kerim Can Kara (13 Nisan 2021), "Protesto Üzerine Kısa Bir Kavram Deneyi (ve/veya Karmaşası)", Nimbus, Erişim tarihi: 14 Ekim 2021, https://nimbuskultursanat.com/protesto/protesto-uzerine-kisa-bir-kavram-deneyi-ve-veya-karmasasi/.
Referanslar
 
close

Selam 👋
Seni Nimbus'ta gördüğümüze çok sevindik!

Nimbus'ta yayınladığımız içerikleri düzenli aralıklarla posta kutunda görmek istersen, formu doldurabilirsin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Kerim Can Kara
Editör. TOBB ETÜ'de Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler öğrencisi. Mareliber'de emekçi.

Yorum Yapın