Normal ⛵Psikoloji

Yeni Normali Neden Sevemedik?

Amerika Psikoloji Derneği (APA) normali; standart, tipik veya sağlıklı kabul edilenle ilişkili olan şeklinde tanımlıyor ve ekliyor: “Bu terim aynı zamanda bir kişinin kültürüne uygun davranışlar sergilediğinin, mental olarak sağlıklı olduğunun ve herhangi bir psikolojik bozukluğa sahip olmadığının göstergesi olarak kullanılır.”

Bu tanımdan yola çıktığımız zaman normali tanımlarken rölatizmi göz ardı etmenin pek mümkün olmadığını görüyoruz. Kültüre, insana, duruma ve mevcut gerçekliğe göre değişen bir algı devreye giriyor çünkü. Bu görelik ise bizi normali tanımlamak yerine anormalin kıstaslarını aramaya itiyor. Yani anormali konuşmanın normali tanımlamaktan daha kolay olduğunu düşünüyoruz.

Psikolojide herhangi bir işlev bozukluğu, kişilik bozukluğu, durum tespiti veya çıkarım yapmadan önce belli bir kriter skalası, zaman aralığı ve başlıca mesleki beceriler göz önünde bulundurulur. Bu noktada ruh sağlığı uzmanları – özellikle tanı koyma yetisi olanlar – için en kapsayıcı ve güncel kaynak Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı’dır (DSM-V). DSM-V, içeriği sıkça tartışılan ve güncellenen bir yapıya sahip olmakla birlikte birçoğumuz için bir başucu kaynağı olma özelliğini sürdürüyor.

Uluslararası boyutta kapsayıcılığa sahip bu kaynakta “anormal davranış” genellikle toplumdaki bir normu ihlal eden, uyumsuz, kültür ve çevre bağlamı göz önüne alındığında nadir görülen ve kişinin günlük yaşamında sıkıntıya neden olan davranış şeklinde tanımlanmakta. Burada belirtilen her bir ifade bu tanının konulması için gerekli başlıca kriterleri de sunuyor bize: Normun ve bağlamın dışında hareket etme, günlük hayat akışını güçleştirme ve aykırı tutumlar sergileme.

APA’nın “normal” tanımı ile DSM-V’in “anormal” tanımını karşılaştırdığımızda birbirini kesen ögeler olduğunu görebiliyoruz. Bu da bir yönüyle bize normal ve anormal arasındaki o ince çizginin ne derece şeffaf olduğunu açıklıyor sanki. Bugün normal dediğimiz herhangi bir durum, yarın anormal olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu geçirgen hal, birçoğumuz için “yeni normal” ifadesini kabullenememe ve ondan rahatsız olmaya devam etme şeklinde yansıdı.

Uzun yıllardır birincil veya ikincil olarak farklı travmaların ve toplumsal olayların yaşandığı bir coğrafyada yaşayan insanlar olarak şu zamana kadar birçok “sayıyı”, “ölümü”, “kararı” veya “uygulamayı” a/normal gördük görüyoruz. Unutmayı, normal ile eş değer kabul ettik. Bize “garip”, “yabancı” ve “bilinmez” gelen her durumu/kişiyi anormal olarak tanımladık; kendi vicdanımızı ve irademizi görmezden gelip kolektif bilince sığınarak. Çünkü bu gibi durumlarda grupla hareket edip “normal” olana sığınmak, “Burada ters giden bir şeyler var” demekten daha kolay geldi hepimize. Yani bu kez yok saymayı, normal ile eşdeğer kabul ettik.

Ancak bu kez durum çok daha farklı. Aklımızı kurcalayıp duran ve devamlı yolumuzun kesiştiği “yeni normal” kavramını ne yok sayabiliyoruz ne de unutabiliyoruz. Bu kez bireysel ya da grup olarak sığınabildiğimiz sabit bir normal veya anormal durum yok. Çünkü bu iki kavram arasındaki geçirgenlik ortadan kalkıp iç içe geçerek yeni bir forma büründü: Belirsizlik. Kısıtlamaların da etkisiyle bu belirsizlik hali içerisinde ifade etmesi giderek zorlaşan “yeni normal” debelenip duran ve toplumda kendine bir yer edinmeye çalışan bir çeşit mite dönüştü. Sonucunda ise biz bu kavramı ne sevebildik ne de benimseyebildik.

İçinden geçtiğimiz bu dönemi anlama, değerlendirme ve kabullenme süreci oldukça karmaşık. Tam da bu nedenle uzak durmamız gereken en temel şey, kendimize ya da bir başkasına yönelik psikoloji temelli etiketlemelerde bulunmamak. Özellikle depresyon, stres, kaygı ve anksiyete gibi kavramlar sıklıkla yanlış yorumlanan ve kolayca dile pelesenk olan önemli sorunların başında geliyor. A/normalin devamlı sınandığı, uzmanların dahi sıkça ikileme düştüğü şu dönemde bu gibi psikolojik sorunlarla ilgili zeminsiz olarak bir kanıya varmak, bizi cevabını bilmediğimiz sorularla baş başa bırakabilir ki bu da akışa bırakmayı ve hemen ardından gelen kabullenme aşamasını zorlaştırır. Oysaki daha fazla belirsizlik yaratmaya değil, doğru bir iletişim ve örgütlenme biçimi ile hareket etmeye ve birlikte güçlenmeye ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz.

 

Bu yazıya referans verin: Cemre Öztoprak (25 Ocak 2021), "Yeni Normali Neden Sevemedik?", Nimbus, Erişim tarihi: 1 Mart 2021, https://nimbuskultursanat.com/normal/yeni-normali-neden-sevemedik/.
 
Cemre Öztoprak
Psikolojik Danışman, Ankara Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik bölümü 2018 mezunu, Uçan Süpürge Vakfı'nda genel koordinatör olarak toplumsal cinsiyet üzerine çalışıyor.

    Yorum Yapın