Nisyan 📕

Unutmanın Siyasal Bir Eylem Olması Üzerine

Türkiye modernleşmesinin tarihsel bir anlatısı için başvurulacak en iyi kaynaklardan biri olan Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi’nde 1980 Askeri Darbesi’ni bir milat olarak alır ve bu tarihten sonrasını anlattığı bölüme “Üçüncü Cumhuriyet”1“The Third Republic” başlığını koyar. Gerçekten de 1923’te ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti’nin, 1950’de ilk kez kurucusundan başka bir partice yönetilmesi “İkinci Cumhuriyeti” yaratacak kadar radikal bir dönüşümdür. Zira 487 vekilli mecliste, kurucu parti artık yalnızca 69 sandalyede oturabilirken toplumda da – aynı oranda olmasa da – muazzam hakimiyetini yitirir. 1980 Darbesi, bir restorasyon iddiasıyla önceki otuz yılı kanla örter; Cumhuriyet’i üçüncü kez kurar.

Zürcher bundan sonrası için “Dördüncü Cumhuriyet” gibi büyük sözler söylemekten, bir sosyal bilimci olarak kaçınıyor kitabında. Fakat henüz çok yakın geçmişte şahit olduğumuz ve tanım itibariyle eş zamanlı olarak kaydetmeye ve unutmaya başladığımız Ayasofya’nın yeniden fethi örneği bile, yakın gelecekte 2000 sonrası Türkiye için “Dördüncü Cumhuriyet” yakıştırmasını yapmanın daha “rasyonel” ve “bilimsel” bir yaklaşım olma ihtimalinin artışına işaret ediyor.

Kendi içindeki süreklilikleri ve radikallik ölçüsü farklılık arz eden kopuşlarıyla bu tekraren kurulan cumhuriyetler tartışmasının, özdeşi olan Türkiye modernleşmesinin analizinde çok verimli fasıllar açtığını düşünüyorum. Buradan bir adım geriye atıp sisteme dair bir düşünmeyle görülen tabloysa, yeniden kurulan cumhuriyetlerin aynı çerçeve içinde, bazen farklı renkteki boyalarla hemen hemen birbirinin kopyası resimler çizdiği.

“Milli refleks” olarak haklılaştırılan reaksiyonların şiddete dökülmesi, linçlere yol açması, Türkiye’de “devlet geleneği” içinde yerleşikleşmiş bir uygulama. Sadece Türkiye’ye özgü değil ama Türkiye’de özellikle öne çıkan bir idare tekniği, bu.2Bora, Tanıl (2018). Türkiye’nin Linç Rejimi (6. Baskı). İstanbul: İletişim Yayınları. s. 35

Bora’nın linç özelindeki bu örneği, söz konusu cumhuriyetlerin, farklı bir renk dahi aramadan kopyalayarak resmettiği aygıtlarından biri. Linç; “farklı” dönemlerde farklı olduğunu iddia etme çabasına giren anlatıların, öz itibarındaki aynılığını saklayamıyor ya da saklamaya ihtiyaç duymuyor. Yaşanıyor, unutuluyor, tekrar ediliyor. Bu bir “Türkiye tarihi tekrarlardan ibarettir” okuması değil: Vurgulamak istediğim bu tekrarların, aynı resmi yeniden çizerken öncekini unutma ya da unutturma eyleminin, nisyanın, mutlak bir siyasal eylem olduğudur.

****

Arapça “nsy” kökünden türeyerek Türkçeye yerleşen nisyan, aslında basitçe “unutma” anlamını taşıyor. Bizim buna İngilizce karşılık olarak kabul ettiğimiz oblivion sözcüğüyse nisyana daha kapsamlı iki anlam sunuyor: (1) Genellikle bilinçsizlik ya da uyku halinden kaynaklı, etrafında olup bitenlerin farkında olmama durumu ve (2) birinin ya da bir şeyin unutulması ve artık ünlü ya da önemli olmaması3Oxford Learner’s Dictionary. “oblivion”. https://www.oxfordlearnersdictionaries.com/definition/english/oblivion. Bu iki anlamı bir potada eriterek ve bunu toplumsal bir çerçeveye oturtarak nisyan tanımını, “birinin ya da bir şeyin, toplumsal bilincin parçası olarak ya da bilinç-dışılıkla, kolektif bellekçe unutulması, örtülmesi ya da önemini yitirmesi” şeklinde yapmak mümkün. Bu itibarla nisyanı toplumsal bilincin bir parçası olarak ele alırken, altını çizmek gereken nokta şu: Hatırlamak ve unutmak ya da hatırlatmak ve unutturmak eylemlerinin tümü, bilinç dahlinde olsun ya da olmasın, toplumsal (dolayısıyla siyasal) bir öz taşıyor. Bu ay, bu öze sıkça başvurarak nisyanı düşüneceğiz ve tartışacağız.

****

İtiraf etmem gerek, Nimbus’a başlarken – geçen ayın başında bile – bazı çekincelerimi henüz tatmin edebilmiş değildim. Bunlardan biri okunurluk meselesiydi: İnsanlara Nimbus’u okumak ve takip etmek için nedenler verebilecek miydik? Hayatın ve bilginin, dolayısıyla okuma eyleminin olağanüstü hızlandığı bir dünyada, görece uzun yazıları okutmak zor olmayacak mıydı? Nimbus’u okutabilmek için çekici fikirlere, iyi metinlere, sosyal medyada verimli bir dolaşıma, bunları büyütecek pek çok faktöre ihtiyacımız vardı. Özetle, iyi içerik üretmeli ve iyi okurlar edinmeliydik.

Bugüne geldiğimizde, Ağustos ayı itibariyle zihnimdeki tüm bu sorulara yanıt bulabildiğimi hissediyorum. Tomurcuk sayısıyla, Nimbus’ta yazma çağrısını kabul edip dergiye omuz veren, ortaya fikir koyan harika ekip arkadaşları edindik; kendi adıma okurken müthiş keyif aldığım içerikler üretebildik. Hal böyle olunca, sanırım Nimbus’u okutmak için ekstra bir çabaya da ihtiyaç olmadı. Temmuz ayında Nimbus’u okuyan 485 kişinin her birine, bize daha fazlasını yapma cesaretini verdikleri için teşekkür ederim.

****

Bitirirken bahsetmek istediğim – doğrusu istediğimiz – başka bir konu da Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ya da meşhur adıyla İstanbul Sözleşmesi. Bundan tam altı yıl önce, 1 Ağustos 2014 tarihi itibariyle yürürlüğe giren; kadına yönelik şiddetin önlenmesini amaçlayan, kovuşturmada uluslararası standartlar belirleyen ve kadına yönelik şiddeti bir insan hakkı ihlali olarak tanımlayan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkışın tartışmaya açılmasından rahatsızlık duyuyoruz.

Nimbus ekibi olarak; siyasi iktidarı, Türkiye toplumunu ve okurlarımızı kadına yönelik şiddetle ve toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılıkla mücadeleye davet ediyor, #İstanbulSözleşmesiYaşatır diyoruz.

İstanbul Sözleşmesi’nin Türkçe tam metnini okumak için tıklayın.

 

Bu yazıya referans verin: Kerim Can Kara (1 Ağustos 2020), "Unutmanın Siyasal Bir Eylem Olması Üzerine", Nimbus, Erişim tarihi: 21 Ekim 2020, https://nimbuskultursanat.com/nisyan/unutmanin-siyasal-bir-eylem-olmasi-uzerine/.
Referanslar

 

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir