Nisyan ?Toplum

Hatırlamamızı İstediklerinden Çok Daha Fazlayız!

Bu yazıda başta Türkiye ve Dünya siyasetinde son döneme damgasını vuran “Z Kuşağı” olmak üzere gençlik üzerine bazı tahlillerde bulunacağım. Nimbus’un Ağustos temasına uygun bir biçimde, gençlik hakkında unutulmaması gerekenler nelerdir ve gençliğin neleri unutmaması gerekir sorularının cevaplarını araştıracağım.

Gençlik tabii olarak tarihin her döneminde önemlidir. Çünkü gençlik, geleceği gösteren bir projeksiyondur. Onların yeniliklere olan adaptasyon yetenekleri bir önceki nesle göre her daim daha gelişmiştir. “Ben sadece ölen babamdan ileri, doğacak çocuğumdan geriyim” diyordu Nazım: Haklıydı. Gençliğin hal ve hareketleri, gelişmelere karşı verdiği tepkiler bir sonraki 20 yılda toplumun kabul edeceği değerleri ve tayin edeceği rotayı anlamak açısından önemlidir. Kendileri bir nevi masallarda geleceği gösteren sihirli kürelerdir, okumasını bilene. Siyasal anlamda ise gençlik, doğası itibari ile statükonun ve temsilcilerin karşısında konumlanmak mecburiyetindedir. Hem fiziksel olarak hem de içinde saklı tuttuğu gelecek ile beraber, gençlik şimdinin iktidarını geleceğe taşımak için ona muhaliftir. İktidarı elinde tutanlar da bunun bilincindedir.

Öncelikle gençlik dediğimiz şey esasında her insanın hayatında belli bir dönemde içerisinden geçtiği biyolojik bir dönemdir. Gençlik, tanımı gereği ne bir sınıf ne bir zümredir ne bir meslek ne de belirli menfaatler çevresinde bir toplanıştır. Gençlik, her insanın geçirdiği veya geçirebileceği bir fizyolojik çağdır.1Ecevit, Bülent, Ulus, 1956  http://ecevityazilari.org/items/show/560 Fakat tarihin her döneminde öyle ya da böyle önemli bir aktör olarak anılmıştır. Bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde de böyledir. Kurtuluş Savaşı döneminde Tıbbıyeliler, çok partili hayata geçildiğinde kurulan gençlik kolları, 60 darbesinden evvel 555K’da buluşan gençler sonrasında Deniz’ler, Mahir’ler ve son olarak Gezi gençleri… Hiçbirinin tarih sahnemizdeki yeri yadsınamaz. Ve son dönemde siyaset sahnemizde adeta bir rock yıldızı gibi karşılanan, uğrunda; belediye başkan adaylarının “kanki” diye gezinip bilgisayar faresini ters tuttuğu, ana muhalefet liderinin kendi parti kongresine rap müzikle giriş yaptığı Z kuşağı namı diğer internet çağının yerlileri.

****

Türkiye oldukça genç bir nüfusa sahip: Ülkede 15-24 yaş aralığındaki yaklaşık 13 milyon insan, toplam nüfusun yüzde 16.3’üne karşılık geliyor. Aynı yaş grubunun Birleşik Devletler toplam nüfusu içindeki oranı yüzde 13.6, Birleşik Krallıktaki oranı 12.3, Almanya’daki oranı 10.4, Suudi Arabistan’daki oranı 15.6 ve dünyanın en genç nüfuslarından birine sahip Nijerya’daki oranı 19.06. Nüfus projeksiyonlarına göre Türkiye’deki genç insan sayısının gelecek nesillerde düşmesi bekleniyor olsa da (2073 itibarıyla Türkiye’deki genç nüfus oranının 10.1 olması öngörülüyor) ülke, önümüzdeki yıllarda azımsanamayacak bir genç nüfusa sahip olmaya devam edecek.2Birleşmiş Milletler, Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi, Nüfus Bölümü, Dünya Nüfus Tahminleri: 2015 Raporu

TUİK, İl yaş grubu ve cinsiyete göre nüfus – 2014, Türkiye. 20 Şubat 2015

Demografik dağılıma baktığımızda yaklaşık 82 milyonluk Türkiye Cumhuriyeti nüfusunun 19 milyon 322 binini (%23.56) 15-29 yaş arasındakiler oluşturuyor. Demografik anlamda ciddi bir yer kaplayan gençliğin siyasetteki karşılığı ise: Oy yığını. Sırf bu verilerden yola çıkarak “Gençlik hatırlamalarını istediklerinden çok daha fazladır” diyebilir miyiz? Evet. İsteklerinden öte, temel haklarını kazanabilmişler midir? Ne münasebet! Sayısal verilere bakıldığında rahatlıkla söyleyebiliriz ki gençlik ile merkezi iktidar arasında suni bir denge mevcut. Bu dengenin suni olmasının sebebi gençliğin ayağa kalkmaya başlamasıyla beraber, dengeyi paramparça edecek olmasıdır (örn. üzerinden 7 yıl geçmesine rağmen Gezi Parkı çocukları halen her camiada anılmakta).

Peki buna yönelik iktidar aygıtlarının çalışması nedir? Gençlik, 1982 Anayasası’nda şöyle tanımlanıyor:

MADDE 58. Devlet, istiklal ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin müsbet ilmin ışığında, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır. Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.

Bu bakış açısı gençliği bir vatandaş yahut ülkenin geleceği olarak görmekten ziyade her türlü yasaktan özenle sakınılması gereken potansiyel suçlu olarak nitelemektedir. Bu bakış açısı temelinde, gençliğin öz gücünün farkına varmasından gelen korku ve gençliğin tabiatı gereği yarattığı tehlike yatar.

Gençliğin yarattığı bu tehlike esasında statükoya ve onun temsilcilerine karşıdır. Gençlik her dönem kendini ileri taşıyacak araçlar bulmak için çırpınmaktadır. 21. yüzyılda ise gençliği yeni bir noktaya taşıyan başlıca iki mesele mevcut: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin yıkılışı ve İnternet çağının gelişi. 1990’dan sonra doğan insanlar, bugünün gençleri, doğdukları günden itibaren zihinlerinde bir düşman imgesiyle büyütülmediler. Sosyalizmin alternatif bir rejim olarak kapitalizme rakip olduğu dönemlerde bütün dünyada ve elbette Türkiye’de de korkulması gereken bir heyula vardı. Anti-komünist vakıflar, dernekler ve partiler eliyle öcüleştirilen bu ideoloji, entelektüel bir başkaldırışa yetkin olmayan genç zihinlere bir düşman olarak yerleştirilmesi pek de zor olmamıştır.

İnternet çağına girilmesiyle birlikte ceplerine dünyayı sığdıran gençler, dünyanın bir başka ucundaki akranıyla aynı filmi izleyip benzer tepkileri verdiğini görme imkanına erişti. Bir anlamda internet çağıyla enternasyonalizmin önü açılmış oldu.

Başlıca bu iki sebep bugünkü gençlerinin oynayabilecekleri politik sahanın sınırlarını göstermişti. Hayatı boyunca görmediği bir düşmandan korkmak ve nefret etmek zorunda olmayan gençlerde empati yeteneği önceki nesillere nazaran daha gelişmiş durumdadır. Bu gelişmişlik gençlerin çevre aktivizmi ve hayvan hakları konusundaki hassasiyetlerini tetikleyerek, Amerikan süt tozuyla beslenen nesillerin “low level” olarak gördükleri ve siyasetlerinin konusu olarak değerlendirmedikleri bu iki başlığı dünya gündemine oturtmayı başarmış bulunmaktadır.

Gençlik elbette doğduğu dönemden bağımsız tahlil edilemez. Elinin altındaki imkanlar ve yıkıcı gücü ile şimdiden pek çok alanda yeni dünyaya kucak açmış durumda. Biz gençlere düşen şey oldukça basit; bizlere unutturulmaya çalışılan, hatırlamamızı istemedikleri tek bir söz. Bilmemizi istediklerinden çok daha güçlü, hatırlamamızı istediklerinden çok daha fazlayız!

 

Bu yazıya referans verin: Selim Cankara (30 Ağustos 2020), "Hatırlamamızı İstediklerinden Çok Daha Fazlayız!", Nimbus, Erişim tarihi: 11 Nisan 2021, https://nimbuskultursanat.com/nisyan/hatirlamamizi-istediklerinden-cok-daha-fazlayiz/.
Referanslar
 
close

Selam 👋
Seni Nimbus'ta gördüğümüze çok sevindik!

Nimbus'ta yayınladığımız içerikleri düzenli aralıklarla posta kutunda görmek istersen, formu doldurabilirsin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Selim Cankara
Sosyal demokrat. Nimbus'ta yazar çizer. Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler.

Yorum Yapın