ÇeviriNisyan ?

Çeviri • O Fotoğraftaki Beyaz Adam

Bu yazının orijinali Riccardo Gazzaniga tarafından 24 Eylül 2015 tarihinde “The White Man in That Photo” başlığıyla riccardogazzaniga.com adresinde yayınlanmıştır. Orijinal yazıyı (İngilizce) okumak için tıklayın.

This article originally written and published by Riccardo Gazzaniga on riccardogazzaniga.com in September 24, 2015. Please click here to read “The White Man in That Photo”.


Bazen fotoğraflar aldatır. Mesela 1968 yazındaki Meksika Olimpiyatları’nda John Carlos ve Tommie Smith’in 200 metre koşusunda madalya aldıkları gün yaptıkları isyan hareketinin fotoğrafı. Bu fotoğraf kesinlikle beni uzun süre aldattı. Bu fotoğrafı her zaman, arkada Amerikan ulusal marşı “The Star-Spangled Banner” çalarken çıplak ayaklı iki siyahın güçlü bir imgesi olarak gördüm. Öne eğilmiş başları, havadaki yumrukları ve siyah eldivenli elleriyle kuvvetli bir sembolik hareketti bu: Afro-Amerikalıların yurttaşlık hakları mücadelesinde saf tutuyordu, üstelik Martin Luther King ve Bobby Kennedy’nin öldüğü yılda.

İki siyahın tarihi fotoğrafı! Bu nedenle hiçbir zaman öteki adama, podyumda hareketsiz durana, benim gibi beyaz olana dikkat etmedim. Her zaman onu rastlantısal bir varlık, Carlos ve Smith’in sahnesinde bir fazlalık ya da davetsiz bir misafir olarak gördüm. Hatta – İngiliz olduğunu sandığım – o adamın soğuk hareketsizliğiyle, Smith ve Carlos’un sessiz protestolarıyla uyandırdığı değişime karşı direnmeyi temsil ettiğini bile düşündüm. Ama hatalıydım.

Gerçeği bugün Gianni Mura’nın bugün okuduğum eski bir makalesi sayesinde keşfettim: Fotoğraftaki beyaz adam, 1968’in o gecesinin üçüncü büyük kahramanıydı. İsmi Peter Norman. Yarı finaldeki 20,22 saniyelik muhteşem derecesiyle 200 metre finaline katılmaya hak kazanan Avustralyalı. Sadece iki Amerikalı ondan iyi dereceye sahipti. Dünya rekorunu elinde tutan “Jet” lakaplı Tommie Smith ve Amerikan Olimpiyat Elemeleri’nde 20,14 ve 20,12 yapan John Carlos. Zafer iki Amerikalı arasında kararlaştırılacakmış gibi görünüyordu. Norman ise henüz çıkış yapan, tanınmayan bir koşucuydu. Yıllar sonra John Carlos küçük beyaz adama ne olduğunu sorduğunu söyledi. Bu adam 1.78 boyundaydı ama 1.88’den uzun olan Smith ve Carlos kadar hızlı koşuyordu.

Final zamanı geldi, “plase” Peter Norman hayatının yarışını koştu ve kendi süresini geliştirmeyi başardı. Yarışı 20,06 saniyede tamamladı, ki bu Avustralya rekoru 47 yıldır hala kırılamamıştır. Yine de bu rekor yeterli değildi çünkü Tommie Smith gerçek bir “jetti”. Norman’ın Avustralya rekoruna bir dünya rekoruyla cevap verdi. Kısacası, harika bir yarıştı.

Ama bu yarış bile, onu takip eden ödül töreni kadar unutulmaz olamadı. Podyumda daha önce görülmemiş, büyük bir şeyin gerçekleşeceğinin anlaşılması uzun sürmedi. Smith ve Carlos, tüm dünyaya insan hakları mücadelelerinin neye benzediğini göstermeye karar verdiler ve bu sporcular arasında yayıldı.

Norman, neredeyse Güney Afrika’daki kadar katı apartheid kurallarının hüküm sürdüğü Avustralya’dan gelen bir beyazdı. Avustralya sokaklarındaysa beyaz-olmayan göçmenlere yönelik ağır kısıtlamalar ve yerli halklara karşı ayrımcı yasalara (bunlardan bazıları, yerli çocukların beyaz ailelere zorla verilmesi gibi uygulamalardı) karşı protestolar ve gerginlik vardı.

İki Amerikalı, Norman’a insan haklarına inanıp inanmadığı sordular. Olumlu yanıtı üzerine Tanrı’ya inanıp inanmadığını sordular. Selamet Ordusu üyesi olan Norman, Tanrı’ya kuvvetle inandığı söyledi. Carlos bu anısından şöyle bahseder:

Yapacağımızın herhangi bir sportif başarıdan daha büyük olduğunu biliyorduk ve o bize destek vereceğini, arkamızda duracağını söyledi. Gözlerinde korkuyu görmeyi beklemiştim ama sevgiyle karşılaşmıştık.

Carlos ve Smith, stadyumun ortasında ayakta dururken İnsan Hakları İçin Olimpiyat Projesi’nin1Olympic Project for Human Rights rozetini takarak sporcuların eşitlik mücadelesine desteğini göstermeye karar verdiler.

Madalyalarını çıplak ayaklarla kabul edeceklerdi. Bu, siyahların yüzleştiği yoksulluğu temsil ediyordu. Aynı zamanda Kara Panterler’in2(Black Panther Party for Self-Defense) Amerika’da siyahların haklarını savunan sosyalist devrimci parti. sembolü olan ünlü siyah eldivenleri de takacaklardı. Ama podyuma çıkmadan önce sadece bir çift siyah eldivenleri olduğunun farkına vardılar. Norman birer tane takmalarını önerdi, Smith ve Carlos bunu etmişti.

Ama Norman başka bir şey daha yaptı. “İnandığınıza ben de inanıyorum. Onlardan benim için de var mı?” Göğüslerindeki rozeti işaret ediyordu. “Bu şekilde davanıza olan desteğimi gösterebilirim.” Smith şaşırdığını kabul ediyor: “Bu beyaz Avustralyalı da kim oluyor? Gümüş madalyasını kazandı, onu alıp çekip gidemez mi? Bu yeterli olurdu.”

Smith başka rozeti olmadığını, kendininkini de veremeyeceğini söyledi. Bunlar yaşanırken İnsan Hakları İçin Olimpiyat Projesi’nin aktivisti olan Amerikalı kürekçi Peter Hoffman da onlarla beraberdi. Bütün bunları duyduktan sonra düşündü: “Eğer beyaz bir Avustralyalı benden İnsan Hakları İçin Olimpiyat rozeti isterse, onu kesinlikle alacaktır!” Hoffman hiç tereddüt etmedi: “Bende bir tane var, benimkini ona vereceğim.”

Üçü podyuma çıktılar. Gerisini zaten biliyorsunuz. Fotoğrafın gücünden belli oluyor. “Neler olduğunu göremiyordum.” Norman anlatıyor: “(Ama) Amerikan ulusal marşını söyleyen kalabalığın susmasından harekete geçtiklerini anlamıştım. Stadyum sessizleşmişti.”

Amerikan delegasyonunun başkanı, bu sporcuların sporla hiçbir ilişkisi olmayan o hareket için bütün hayatları boyunca bedel ödeyeceklerine ant içti. Smith ve Carlos, Amerikan Olimpiyat Ekibi’nden hızla uzaklaştırıldı ve Olimpiyat Köyü’nden atıldı. Kürekçi Hoffman ise komplo kurmakla suçlanmıştı.

AtlasObscura.com

Dünyanın bu en hızlı iki adamı, eve döndüklerinde ağır tepkilerle ve ölüm tehditleriyle yüzleşti. Ama zamanla, haklı oldukları kanıtlandı ve insan hakları mücadelesinde dünya şampiyonu oldular. İade edilen itibarlarıyla beraber, Amerikan Atletizm Takımı’yla çalıştılar ve heykelleri San Jose State Üniversitesi’nin bahçesine dikildi.

Peter Norman bu heykelde eksik. Onun podyum basamaklarındaki bu yokluğu, hiçbir zaman fark edilmeyen bir kahramanın mezar yazısı gibidir. Unutulmuş bir atlet, tarihten silinmiş, kendi ülkesinde bile. Dört yıl sonra Münih’teki 1972 Olimpiyatları Elemeleri’nde 200 metrede on üç kez, 100 metrede beş kez yeterli süreyi elde etmesine rağmen Avustralya takımının parçası olamadı.

Norman, bu hayal kırıklığından sonra profesyonel sporu bıraktı ve sadece amatör seviyede koşmaya devam etti. Değişim karşıtı, bembeyaz Avustralya’ya döndüğünde bir yabancı gibi muamele gördü, ailesi dışlandı, iş bulması imkansızdı. Bir süreliğine beden eğitim öğretmenliği yaptı, bir sendikacı olarak eşitsizliklerle mübadele adına devam ediyordu ve zaman zaman bir kasap dükkanında çalışıyordu. Bir yaralanma, kangrenle tanışmasına sebep oldu ve bu da onu problemlere, depresyona ve alkolizme itti.

Carlos’un da söylediği gibi: “Eğer dayak yiyeceksek, Peter bütün ülkeyle mücadele ediyor ve tek başına acı çekiyordu.” Yıllar boyu Norman’ın kendini kurtarmak için tek bir şansı oldu: Onu dışlayan sistemden özür dilemek için yanındaki atletlerin, John Carlos ve Tommie Smith’in hareketini kınamaya davet edildi. Bir özür, onun 2000 yılında Avustralya Olimpiyat Komitesi’nde düzgün bir iş bulmasını sağlayabilirdi. Norman, hiçbir zaman özür dilemedi ve iki Amerikalı’nın eylemini kınamadı.

Tarihteki en iyi Avustralyalı koşucuydu ve 200 metre rekorunun sahibiydi. Ancak Sidney’deki olimpiyatlara bile davet edilmedi. Amerikan Olimpiyat Komitesi, bu haberi öğrendikten sonra ondan kendi gruplarına katılmasını istedi ve onu Peter Norman’ın rol modeli ve kahramanı olduğu Olimpiyat şampiyonu Michael Johnson’ın doğum günü partisine davet etti.  Norman 2006 yılında ülkesinden bir özür bile alamadan kalp krizinden öldü. Cenazesinde tabutunu 1968 yılından beri arkadaşları olan Tommie Smith ve John Carlos taşıyordu, onu bir kahraman olarak uğurluyorlardı.

John Carlos “Peter yalnız bir askerdi. İnsan hakları adına kurban olmayı bilinçli bir şekilde seçmişti. Avustralya’nın ondan daha çok gurur duyacağı, hatırlayacağı ve takdir edeceği kimse yoktur.” diyor. “Seçiminin bedelini ödedi” diyordu Tommie Smith, “Bu sadece bize yardımcı olan basit bir hareket değildi, bu ONUN kavgasıydı. O bir beyazdı, zafer anında ayakta duran iki siyahla beraber olan beyaz bir Avustralyalıydı ve üçü de aynı şeyi savunuyordu.”

Nihayet 2012’de Avustralya Parlamentosu Peter Norman’dan resmi olarak özür dileme yoluna gitti ve onu şu sözlerle tarihe geri yazdı:

Parlamento, 1968 Meksika Olimpiyatları’nda, 200 metrede hala Avustralya rekoru olan 20,06 saniye ile gümüş madalya kazanan koşucu, rahmetli Peter Norman’ın olağanüstü sportif başarılarını kabul eder.

İnsan Hakları İçin Olimpiyat Projesi’nin rozetini podyumda takarak, Afro-Amerikalı atletler Tommie Smith ve John Carlos’un “Siyahların Gücü” selamına verdiği dayanışmadaki cesaretinin doğruluğunu kabul ederiz. Peter Norman’dan, Avustralya tarafından 1972 Münih Olimpiyatları’na oldukça nitelikli olmasına rağmen gönderilmeyen yapılan yanlış hareketten dolayı özür dileriz. Onun ırksal eşitlik konusunda oynadığı önemli rolü, gecikerek de olsa tanıyoruz.

Bununla birlikte, bize Peter Norman’ı en iyi şekilde hatırlatan belki de onun bu hareketinin sebeplerini yeğeni Matt’in yazıp yönettiği “Salute” belgeselinde tanımlarken kullandığı kelimelerdir: “Bir siyahinin bir beyazla neden aynı çeşmeden su içemediğini, aynı okula gidemediğini, aynı otobüse binemediğini anlayamıyordum. Ortada sosyal bir adaletsizlik vardı ve bulunduğum yerden hiçbir şey yapamıyordum. Ama bundan kesinlikle nefret ediyordum. Gümüş madalyamı zafer sırasındaki o eylemle paylaşmamın, performansımın değerini düşürdüğü söylendi. Aksine, itiraf etmem gerekir ki bunun bir parçası olmaktan gurur duydum.”

Ece Kartal çevirdi.

 

 
close

Selam 👋
Seni Nimbus'ta gördüğümüze çok sevindik!

Nimbus'ta yayınladığımız içerikleri düzenli aralıklarla posta kutunda görmek istersen, formu doldurabilirsin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Yorum Yapın