Kapalı 🔒Psikoloji

Kurtarıcı

Bilinmez, ulaşılmaz, zor, muhafazakar olan ve şeffaf olmayan; hava, gişe, yol, telefon, oda, market, toplum, zihniyet, kutu, sınır kapısı; mahkumluk, karanlık, boşluk, tesettür, siyah… Tüm bu kelimeler, “Kapalı ifadesi size ne çağrıştırıyor?” soruma filtresiz bir şekilde aldığım başlıca cevapları oluşturuyor. Benim içinse bir durumun, kişinin veya halin kapalı olması; bilinirliğin, erişilebilirliğin, tahmin edilebilirliğin, rutinlerin ve bilişsel esnekliğin ortadan kalkması demek. Yani aslında bana göre kapalı olan ile güvensiz olan eş değer.

“Kapalı”, zıtlıklar ve çelişkileri ile gördüğünüz üzere çok şeyi çağrıştıran bir kavram. Sahip olduğumuz farklı deneyimler ve arka planlarımıza göre verdiğimiz cevap değişiyor ve algı dünyamız da çeşitleniyor. Çoğunluğun hemfikir olduğu şeyse bu kavramın çoğunlukla olumsuz bir duyguyu veya düşünceyi yansıtıyor olmasıydı. Bu kavramı bir tema olarak hangi bağlamda ele alacağımı düşünürken edindiğim tüm bu olumsuz çağrışımlar, beni bu kavramın daha pozitif olan yönlerini aramaya itti. Bu sebeple yazının devamında bu arayışın çırpınışlarını ve çeşitli psikolojik çözümlemeleri fark ediyor olacaksınız.

Evrimsel açıdan adaptasyon becerisi oldukça güçlü varlıklar olsak da sıklıkla bu becerinin yeniden tartılıp sınandığı; bize ön göremediğimiz derecede toplumsal ve bireysel sorunlar yaşatan bir yılı geride bırakıyoruz. Bu sorunların sayısı kadar arayışın olduğu; sayısız çözüm üretip bir o kadar da engellendiğimiz bir yıldı. Çok şeyi aradık; soruların cevaplarını, potansiyelimizi, sınırlarımızı, kimliğimizi, samimiyeti ve belki de en çok güveni. Kendimize hiç sormadığımız, yüzleşmekten kaçındığımız sorularla baş başa kaldık, gözden geçirdik ve düşünmek durumunda bırakıldık. Kimimiz kısa süreli ve anlık çözümler üretirken kimimiz daha uzun vadeli ve amaca yönelik seçenekler oluşturmayı seçti. Kimimiz ise belki her iki süreçten de geçmedi veya her ikisinden de parçalar taşıyor, denemeye devam ediyor. Ancak bahsi geçen her bir arayış ve çırpınış bize, hayatta kalma dürtümüzün hala bir yerlerde bir şekilde kendini hissettirmeye devam ettiğini gösteriyor.

Tüm bu kısıtlamalar, engellemeler ve sınırlılıklar… Hiçbiri kulağa hoş gelmeyen ve insanın arzu etmeyeceği düşünülen durumlar. Aslında hepimiz bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçiyoruz. Yeni sosyalleşme ve örgütlenme biçimleri, ilişkilerin başlama, sürdürme ve bitiriş aşamalarındaki farklılaşmalar ve profesyonel yaşamdaki değişimler bu değişim ve dönüşümün belli başlı sonuçları. Ancak içinde olduğumuz süreç ne kadar yaralayıcı ve zorlayıcı olsa da oldukça önemli bir çıktısı olduğuna inanıyorum: Nihai kurtarıcı inancı ve arayışı zayıfladı.

İçinde yaşadığımız toplumun yapısı, bize kendilik değerini güçlendirme ve benlik saygımızı artırmaya yönelik imkanlar sunmuyor. Çünkü kendimizi bir birey olarak algılama, haklarımızı bilme ve bunlardan yararlanma, seçimler yapma, kendi kararlarımızı alma, hatalardan pay çıkarma, deneyimleri kendi istek ve arzularımız üzerinden yorumlama, sorumluluk alma ve bunun beraberinde getirdiği durumları üstlenme gibi önemli beceriler ve kişilik özelliklerinden yoksun olan bir toplumda yaşıyoruz. Hatta bu durum üzerinden bahsi geçen becerilerin engellendiği ve çoğunlukla ayıplanıp eleştirildiği bir kültüre sahip olduğumuz yorumu da yapılabilir. Birey ve hak odaklı yaklaşımın zayıflığı ve etik değerlerin hiçe sayılmasının bir sonucu olarak sıklıkla içinde olunan toplumsal ve bireysel sorunların sorumluluğunu bir başkasına, “dış” güçlere, ötekine ve “yabancı” olana atıyoruz. Bu sorunların çözümü içinse bir kurtarıcı ve her an imdadımıza yetişen bir kişi, kahraman veya varlık arayışı içerisinde oluyoruz. Ancak bunu yaparken “nihai kurtarıcı arayışı” olarak ifade edilebilecek olan bu durumun kendi içerisinde yarattığı paradoksun farkında olmadan bu inancı ve düşünce yapısını sürdürüyoruz. Çünkü varoluşçu terapi yaklaşımına göre “Nihai kurtarıcı hem her şeye gücü yeten hem de bizim ebedi uşağımızdır.”

Ancak bu sene hemen hepimiz için hiç olmadığı kadar kendi başına kaldığımız bir sene oldu. Çünkü yaşanan her olumsuz durumun sonrasında aranan kurtarıcı, istenen ihtiyaçları ve beklentileri karşılayamadı, bu da insanları hayal kırıklığına uğrattı. İnkar ve direnç aşamalarından sonra gelen yüzleşme ve sorumluluk evreleri gün yüzüne çıktığında ise bireyler kendine yönelik, kendine göre ve kendi için olanı aramaya başladı. Bir başkası ve bir ötekinden önce ben, benim yapabileceklerim ve potansiyelim öne çıktı. Kendini kapama hali, duygusal açıdan yoğun olabilmekle beraber deneyimsel olarak bu hali iyi atlatan veya atlamakta olan bireyler için bir çeşit arınma, yenilenme ve psikolojik iyi oluşu güçlendirme fırsatına dönüştü. Çünkü içerisinde oldukça önemli faktörler barındırıyor: Hesap vermemek, açıklama yapmamak, gömülmek, kaçınmak – belki saklanmak – özünde ise ortadan kaybolmak; gün, tarih, saat gibi stres yaratan birçok kavramı ortadan kaldırıp bireyden uzaklaştırmak; hedonist, pragmatist ve mazoşist yanları ile dolambaçlı olsa da birey için bir durma ve sakinleşme olanağı yaratmak.

İnsan ve insana dair hemen her şey, tuhaf ve karmaşık. Doğrusal değil, döngüsel bir düzenin içerisinde kendimize bir alan yaratmaya çalışıyoruz. Bu çabanın büyük bir kısmını anlaşılmak, kendini açıklayabilmek, belirsizlikleri ortadan kaldırmak, fedakar olmak gibi çoğunlukla bir ötekine dayanan şeyler oluşturuyor ne yazık ki. Kendimize tahammül etmeyi öğrenmedikçe, kendimizle vakit geçirmenin yollarını bulmadıkça ve zaman zaman konfor alanının dışına çıkmadıkça potansiyelimizi ve sınırlılıklarımızı keşfetmenin tek yolunun kurtarılmak ve keşfedilmeyi beklemek olduğuna inanmaya devam edeceğiz. Unutulmaması gereken şey ise içerisinde koşul (-se/-sa) ve gereklilik (-meli/-malı) barındıran her ifadenin arkasında akılcı olmayan bir inanç ve düşünce yatıyor olmasıdır. Gizil kalmış bu manaları fark ederek sahip olunan nihai kurtarıcı arayışının önüne geçmeyi ve “ben’i” bulmayı mümkün kılar.

 

Bu yazıya referans verin: Cemre Öztoprak (7 Aralık 2020), "Kurtarıcı", Nimbus, Erişim tarihi: 28 Ocak 2021, https://nimbuskultursanat.com/kapali/kurtarici/.
 
Cemre Öztoprak
Psikolojik Danışman, Ankara Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik bölümü 2018 mezunu, Uçan Süpürge Vakfı'nda genel koordinatör olarak toplumsal cinsiyet üzerine çalışıyor.

    Yorum Yapın