EdebiyatEylem ♟️

Vikar’ın Mumları

Meydanın köşesinde en sağda duruyordu Vikar, kalabalıktan ayrıksı. Birazdan Yüzyıl Marşı ile bando ekibi başlayacaktı. Zafer takı çelenklerle doluydu. Kocaman bir torpidoyu taşıyan askerlerin temsil edildiği heykeller kamera flaşlarından aşınıyordu. Sel sel insanlar, hepsi bir yere koşuşturuyor yahut bulundukları yerden tezahürat yapıyorlardı. Tek sessiz Vikar’dı herhalde. Sigarasını içerken etrafı seyrediyordu. Bugün Zafer Günü’ydü, adanın kurtuluşu atılan son torpido ile beraber, yüz yirmi beş yıl önce bugün gerçekleşmişti. “Tanrı adamızı korusun!”

Ortalık coşku dolu. Çocuklar en güzel kıyafetlerini giymiş, neyi kutladıklarını tam bilemeden bayrak sallıyorlardı. Canı sıkıldı. Telefonu ile uğraşırken daha da sıkıldı: Set set fotoğraflar, hepsinde aynı kahramanlık nidaları. Büyük yönetici kürsüye çıktı. Nasıl birlik olduğumuza, düşmanı nasıl yendiğimize ilişkin konuştu, berberliğe mesajları verdi: “Bu birlik sandıkta da gösterilmelidir.” Oy teşvikçiliğini de yapınca kürsüden çekildi. Bando başladı. Düşmana lanetler, kahramanlara iltifatlar edildi. Panayır yeri gibiydi ortalık. Bir bayrak, bir hatıra almak içi birbirlerini eziyorlardı. Sanki iki gün sonra bir kenara atmayacaklarmış gibi. Kahramanlık taslıyorlardı. Sanki kendileri savaşmışlar gibi.

Vikar güldü. Şu kenarda şişinerek yürüyeni daireden tanıyordu. Hesap cüzdanlarını kontrol ederken zimmetine para geçirdiğini görmüştü. İleride, nidalarla bağıran kadın ise kardeşinin arkadaşıydı. Geçen hafta ikisi konuşurken çift vatandaşlığı olduğunu, ileride ülke karışırsa hemen gideceğini söylemişti. Vikar daha çok güldü. Aksak adımlarla heyecan dolu sokaklardan geçti. “Bellek kurumsallaşması.” Tam olarak bunu düşünüyordu. Acılar, neşeler ve zaferler, hepsi zamanın oluşturduğu kurumların inisiyatifine terk edilip araçsallaşmıştı.

Bu bayram, şu öbür kutlama bu siyasi görüşü temsil ediyordu ve bu parçalanma asıl olan tarihsel bütünlüğü, bireysel bellekte kalan duyguları tüketiyordu. Evine girdi. Perdeleri çekti ve aynanın önünde üç mum yaktı. Biri yıllar önce bu toprakları savunurken yananların, diğeri onların yokluğunda yüreği kavrulanların, sonuncusu ise kendisi gibi yanıp gömülemeyenler anısına. Aynada kendine baktı ve düşündü. Kalabalıkların benimsedikleri kahramanlıkların aksine en küçük sorunda nasıl dağılacaklarını düşündü. Liderlerinin onları nasıl satacağını düşündü ve her şeyden önemlisi onun şu an nefes alması için ölenleri düşündü.

Koltuğuna oturdu, eskilerin anılarından savaşa ilişkin bir iki parça bir şey okudu ve dedi ki: “Bunlar insan! Gravür kabartmaları ya da rakamlar değil, bunlar insan!” Zaman her daim güçlünün lehinedir ve bellekler sadece kendi acılarını hatırlar. Vikar ağladı, insanı öldüren her şeye lanet ederek barışa şükretti.

 

Bu yazıya referans verin: Ece Kartal (5 Eylül 2020), "Vikar’ın Mumları", Nimbus, Erişim tarihi: 21 Ekim 2020, https://nimbuskultursanat.com/eylem/vikarin-mumlari/.
 
Ece Kartal
Hacettepe Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler öğrencisi. Ortaya karışık bir şeyler yazıyor.

    Yorum yaz

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir