Eylem ♟️Sinema

Repulsion: Cinderalla ve Psikoseksüel Paranoya

I don’t think Cinderalla likes me.

Polanski’nin Apartman Üçlemesi’nin ilk filmi olan 1965 yapımı Repulsion, modern Londra’nın erkek-egemen dünyasında psikoseksüel bozukluğuyla Belçikalı Carol ve ablası Helen’in hikayesini anlatmakta. Dönem konjonktüründe feminist bir yardım çığlığı görevi gören filmde; paranoya, yabancılaşma ve patriyarka üçlüsü içinde boğulan Carol’ın cinsel travmaları, hunriz ataklarla yüzeye çıkıyor. Üçlemenin geri kalan filmlerinde de olduğu gibi meczup komşularıyla gerçeklikten kopuk bu apartman, Carol’ı Aziz Jonah’ın balinası gibi midesinde kötülükten korurken protagonistin güçlenen psikozuyla onu boğmaya başlamaktadır. Feminen-korkunun kültleşmiş yapımlarından olan Repulsion, film endüstrisinin romantik ilişkilerine farklı bir perspektifle yaklaşmakta.

Carol’ın açılmış gözleriyle başlayan film, onun donuk hatta neredeyse ruhsuz bakışları ve baştan çıkarıcı görünüşüyle tezat oluşturmaktadır. Oldukça kadınsı görünüşünün yanında cinselliğe duyduğu tiksinti, Freudyen bir cinsel psikoza işaret ederek erkeklerle olan dışlayıcı ilişkisini pekiştirmekte. Güzellik salonunda çalışmasına rağmen bakımsız kısa tırnakları, odasındaki oyuncağı anımsatan biblolar ve ablasıyla yaşadığı anne-çocuk ilişkisi, çocukluk travmalarının psikolojik gelişiminin yavaşlamasına neden olduğunu göstermektedir. Helen’in sevgilisiyle İtalya’ya gitmesiyle birlikte bireyliğinden uzaklaşıp hem işini hem de yemek yapmayı bırakarak şekerlemelerle beslenmesi çocuksuluğunu pekiştiriyor. Burada sahnelerin çekimi ve dekorların her biri sembol değeri taşırken kullanılan müzikler Carol ve realite arasındaki uçurumu arttırmakta. İş yerinden çıkarak yürümeye başladığında şehri konseptize etmek için kullanılan müzikler, Carol’ı bakımlı saçları ve kıyafetleri içinde şehirli bir it-girl havası içine sokarken açılmış gözleri ve donuk ifadesiyle çevresindekilerin yapaylığı ve içinde bulunduğu yabancılaşma içinde süzülüşünü pekiştirmekte. Carol dışında dünyada bulunan her madde dekorken, yalnızca erkek işçilerin tacizleri onu maddi dünyaya döndürmekte.

Aşığı Colin ve Helen’in erkek arkadaşı Michael ile girdiği ilişkiler Carol’ın tecavüz paranoyasını ve erkeklere duyduğu tiksintiyi güçlendirirken Helen’in yokluğu, sınırında dolaştığı delilik çukuruna düşmesine neden oluyor. Burada romantik dönem filmlerinin aksine erkek ısrarcılığı aromantize edilirken buluşmalarında karşılaştıkları çalgıcılar romantiklikten uzak ve yapay bir ambiancé yaratmakta. Film Hollywood’un göz kamaştırıcı kadın-erkek ilişkilerinin oldukça disfigüre edilmiş bir versiyonunu yaratırken aynı zamanda normalleştirilmiş sistematik tacizlere eleştiri getiriyor. Colin’in ısrarcılığı ilk psikoz atağına neden olurken öldürülüşü, Carol’ın artık duygusuzluğun yanında canavarlaşmış çehresiyle ev sahiplerini de öldürmesine neden olmakta. Colin’in bedenini içi su dolu küvete bırakması üstüne sinmiş erkekliği arındırma düşüncesiyle açıklanabilir. Bununla birlikte içinde yaşadığı evin her geçen gün çatlaklarla dolması yaşadığı zihni kırılmayla artarak her gece kendisini ziyaret eden hayali tecavüzcünün benliğini ele geçirmesine neden olmakta.

Burada kendine ve feminenliğine olan yabancılaşma Carol’ın çaydanlıktaki bozulmuş yansımasına bakamayışıyla da gösterilmektedir. Göçmen oluşu ve aksanı, insani yabancılaşışını güçlendirirken filmin sonlarında aksanının gittikçe artması bu uzaklaşmanın en büyük işaretçilerindendir. Bununla birlikte evlerinin yanında bulunan kilise ve çanları, uhrevi bir katarsis sağlarken krizleriyle birlikte bu arınma etkisiz kalmaya başlar. Buradaki kutsallık vurgusu Carol’ın Hristiyanlığa olan bağlılıyla değil Bakire Meryem’in arılığı ve cinsel orucuyla açıklanmalıdır. Aynı zamanda Helen’in aldığı tavşan, ikonografik olarak ürkekliği sembolize ederken tabaktaki yüzülmüş görüntüsü fetüsü anımsatmaktadır. İlerleyen sahnelerde tavşanın başını keserek yanında taşıması hem üstünden atmakta olduğu ürkekliği yok edişi olarak hem de deliliğin getirmiş olduğu profan bir başkaldırı olarak inceleyebiliriz, öyle ki tavşan, Aziz Petrus’un İsa’yı inkârı ile ilişkilendirilmektedir.

 

Bu yazıya referans verin: Ekin Keleş (22 Eylül 2020), "Repulsion: Cinderalla ve Psikoseksüel Paranoya", Nimbus, Erişim tarihi: 22 Ekim 2020, https://nimbuskultursanat.com/eylem/repulsion-cinderalla-ve-psikoseksuel-paranoya/.
 

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir