Bilinç 🧠Okurun Notları

Gösterişsiz Olanın Yakınlığı ve Anımsamanın İncelikleri

Kazuo Ishiguro © Reuters, Mike Segar

Bu yazıya konu olan eser, Kazuo Ishiguro’nun 1986 yılında İngiltere’de yayımlanan Değişen Dünyada Bir Sanatçı adlı romanıdır. Roman, İngilizce dilinde yazılmış olup Ishiguro’nun meşhur Booker Prize’a layık görülen Günden Kalanlar romanından bir önceki eseridir. Baş karakteri Masuji Ono adında yaşlı bir ressam olan roman, Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrasında dönüşüm ve reform süreçlerini kapsayan evrede geçer. Romanın tamamında baş karakterimiz Ono’nun geçmişiyle yüzleşmesine, bu yüzleşmenin çeşitli anlarına tanık oluruz. Ono’nun küçük kızı Noriko’nun evlenme sürecine denk gelen çatışmaları, öncesine dair anılarıyla bütünleşerek bize karakterin psikolojik portresini sunar. Anlatı, aynı zamanda savaş öncesi ve sonrası Japonya’ya ilişkin detaylarla pekişir. Bu bağlamda, Ishiguro’nun Değişen Dünyada Bir Sanatçı romanı birkaç yönden incelemeye tabi tutulacaktır. Bu inceleme; anımsama biçemi ve biçimleri, Japon kültürel unsurlarının eserde kullanımı ve romanın “yüzleşme” kavramı merkezinde tematik okuması yönlerinde gelişecektir. Sözünü ettiğimiz okumalar ışığında eserin incelenmesi, eleştiriye eklemlenecek ve Değişen Dünyada Bir Sanatçı romanının kapsamlı bir değerlendirmesi yapılacaktır.

Romanı yukarıda sözü edilen boyutlarıyla incelemeden önce Masuji Ono karakterinden bahsetmekte yarar var. Anlatıcı ve baş karakter olarak Ono, savaştan sonra sanatını icra etmeyi bırakmış yaşlı bir ressamdır. Setsuko ve Noriko karakterlerinin babası, dolayısıyla Setsuko’nun oğlu İçiro’nun dedesidir. Savaştan önce bireysel dertleri ve sanatsal ilkelerinin odağında yaşamını sürdüren Ono, savaş yıllarında ulusalcı hükümetin propagandasını üreten ve propaganda haricinde üretilen sanatı denetleyen kişilerden biri olur. Savaştan önceki itibarı, savaş sırasında kültür alanında kendisine verilen yüksek mevki ile artmış; fakat savaş sonrası Japonya’nın geçmişiyle girdiği hesaplaşmada Ono’yu toplumsal bir öfkenin öznesi olmaktan kurtaramamıştır. Siyasal bilinci fazla gelişmemiş, halkının kültürel değerlerine ve bu değerlere bitişik ahlaki tutumlara bağlı, yaş hiyerarşisini gözeten, sabırlı, eril erdemlere tutunan bir kişidir Masuji Ono. Romanın anlatıcısı olmasına karşın çoğunlukla gözlemleyen, anılarına bile hakim olan bu gözlemciliğiyle romandaki eylemliliğini gölgede bırakan bir karakterdir. Pek duygusal olmadığı gibi, geçmişiyle kurduğu ilişkide de melankolik bir tavrının olduğu söylenemez. Son olarak kaydedilmesi gereken mesele, karakteri tanımamızın onun anımsamalarıyla mümkün olduğudur. Roman, Ono’nun anlattıklarından Ono’nun bugününe gelmemizle biter. Dolayısıyla, onun anılarıyla kurulan örgü müteakip incelemeyi kapsayacaktır.

Değişen Dünyada Bir Sanatçı’ya dair ilk ve en önemli tespit, yukarıda da vurgulandığı üzere, “anımsama”ya dair olmalı. Ishiguro’nun anımsama merkezinde bir biçem geliştirdiği oldukça açık ve söylenegelen bir gerçektir. Romanda, Ono’nun anıları kronolojik verilmediği gibi, yakın zamanda yaşadığı olaylar anlatılırken de araya daha eski olaylar sokulur. Karakterin farklı olayların anlatısını neden birbirine geçirdiği asla açık açık ifade edilmez, bunun yanında bir de Ono’dan sık sık hafızasına güvenmediğine, dolayısıyla anılarından aktardığı diyalogların kelimesi kelimesine anımsadığı gibi geçmemiş olabileceğine dair mütereddit ifadeler okuruz. Ono itiraf etmez, ancak tavırlarının ve kendine karşı kısmen dürüst tutumunun aslında neleri sakladığını onun anımsama şekilleriyle anlarız. Biz Ono’yu tanıdıkça, onu anımsadıklarını anımsama ve anılarını eşleştirme biçimleriyle yorumladıkça, hakkındaki kanaatlerimiz güçlenir.1Anılarını biçimlendiriyor olduğu şüphesine düşmemek elden gelmez. Dolayısıyla romanın biçim ve içeriğinde belirleyici tekniklerden önde geleni, anımsamaları aktaran bir araç olarak monologdur. Ono’nun anımsadıkları gerek dairesel bir şekilde gerekse geçmişte ileri geri hareketlerle örülerek verilir. Ishiguro’nun bu konudaki başarısı yadsınamayacak seviyededir. Denebilir ki Ishiguro, Batı’da lineer olanın aksine Japon dramatiğinin eliptik gelişim çizgisini, kurduğu anımsama biçemiyle birleştirmenin etkili yöntemlerini bulmuştur. Romanın incelenecek diğer boyutlarıysa anlattığımız bu düzlem üzerinde ele alınmalıdır.

Henüz küçük yaşta Japonya’dan İngiltere’ye göçmüş bir ailenin çocuğu ve belki de sırf bu yüzden, Japon olmaktan ziyade İngiliz sayılabilecek bir yazar olan Ishiguro’nun, Japon kültürel unsurlarından yararlanma biçimi de etkileyicidir. Ishiguro; geyşa, tatami gibi toplumsal hayata dair, hatta dekoratif bile sayılabilecek unsurları ne kurgusuna makyaj yapmak için ne de Batılı okurlarına egzotik bir manzara sunmak adına kullanır. Aksine bu unsurlar Değişen Dünyada Bir Sanatçı’nın karakterlerine organik mekanlar örer, onları ait oldukları yerde tekrar üretir. Sözünü ettiğimiz unsurları bir fon olmaya mahkum etmez Ishiguro, karakterlerinin yaşamsallığında hak ettikleri payı onlara teslim eder. Masuji Ono’nun, bir dönem üstadı gördüğü Takeda’nın çalıştığı şirkette yabancı müşteriler için seri üretime katılarak geçimini sağladığı dönemde, yaşadığı dar dairede tatami’ye boya sıçratmamaya gösterdiği özen bu bağlamda bir örnek sayılabilir. Geleneksel Japon kültürüne uygun biçimde düzenlenmiş evlerde bulunan kabul salonları ve Ono’nun çocukluğundan bu yana kabul salonlarında yaşadığı anılar da başka bir örnek olacaktır. Kaldı ki, Ishiguro bu türden kültürel unsurlarla karakterlerinin kurduğu doğal ilişkiyi açığa vurmakta eli sıkı davranmaz. Betimlemelere, karakterlerin oturuş tarzlarını anlatmaya, onların mekanda bulundukları yerlerden gördükleri detayları vermeye yönelir. Kitabın baş karakteri Ono’nun, değişen Japonya’nın yeni her boyutuyla yaşı itibariyle kurduğu ilişki ve bu süreçteki dönüşümlere tanıklığı da romanın anlattığımız yönünü pekiştirir. Ono, kendini savaştan önce ve savaş sırasında var etmiş bir kişidir, oysa yaşadığı ülkenin savaştan sonra geçirdiği büyük değişimlerin kısa süreli bir tanığı olduğunu da bilen, bu değişimlerle bizzat çatışan, değişimlerin sınadığı bir karakterdir aynı zamanda. Sahip olduğu muhafazakar estetik, tekrar inşa edilen şehirlerde türeyen yeni yapılarla kurduğu ilişkiden kızı Noriko için düzenlenen miami’nin yapıldığı mekana ilişkin tavrına kadar, birçok düşüncesini belirler.

Ono’nun muhafazakar estetiği ve bu estetiğin mekanla kurduğu ilişki, bizi Ono nezdinde daha büyük bir meseleye çıkarır. Ishiguro’nun romanın başından sonuna kadar işlediği temel sorunlardan birine karşılık gelir bu: Yüzleşme (ya da yüzleşememe). Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı mirasından kim sorumludur? Romandaki karakterler bu sorunun çevresinde çatışmalar yaşar. Geçmişle girilen hesaplaşmanın sonucunda kim doğrudan sorumlu tutulacaktır? Suçlananlar, geçmişlerinden utanç duyması gerekenler midir? Bu utancın, dinamikleri değişen Japonya toplumu için, işlevi nedir? Toplumsal bir utançsa yaşanan, toplumun büyük bir kesiminin bu utancı duymaktan kaçması ya da bu utancı birilerine itekleme eğilimi bize ne gösterir? Bu utancın toplumsallaştığı yer neresidir ve hangi Japonlar bu utancın nesnesi veya öznesidir? İşte Ono, bu utanç merkezinde varlığı reddedilenlerden biridir.

Masuji Ono, bütün sıradanlığına ve hatta gururuna rağmen bu soruların odağındaki karakterlerden biri olmaktan kaçamaz. Romanın baş karakteri olduğu için bu sorulara ürettiği cevap ve tepkileri görürüz. Noriko’nun evlenebilmesi uğruna verdiği gönülsüz taviz, Ono karakterinin gelişimi açısından oldukça önemlidir örneğin. Bunun yanı sıra, Ono’nun yaşadığı yüzleşmenin etkenlerini ve izdüşümlerini kızları Noriko ve Setsuko’da, Setsuko’nun eşi Suiçi’de, Ono’nun eski dostu Matsuda’da ve bu karakterlerle Ono arasında doğrudan ya da dolaylı geçen diyaloglarda görürüz. Bahsettiğimiz mesele, kısmen de Ono’nun eski öğrencisi Kuroda’yla gündemimize gelir. Ishiguro, Ono’nun savaş öncesi anılarına kadar eğilerek, “yüzleşme” kavramı merkezinde inceleyebileceğimiz bu meseleye paraleller çizer. Ono’nun anımsayarak, bilinçli veya bilinçsizce yaptığı eşleştirmelere bu bağlamda da tanık oluruz. Çeşitli ilişkiler ters yüz edilir. Hatta, biraz cüretkar davranmak pahasına, Ono’nun babası ve ikinci üstadı Moriyama ile kurduğu ilişkilerin Ono’nun varlığını reddeden boyutları dahi burada anlamlıdır, denebilir. Kendi itiraf etmese de bir varlık krizidir çünkü Ono’nun yaşadığı.

Romanın “yüzleşme” kavramıyla tematik okumasını daha net kanaatlere vardırmak adına, Ono’nun varlık krizi meselesini biraz daha açmak değerli olacaktır. Yukarıda verdiğimiz örneklerden gidecek olursak, kızı Noriko’nun evlilik görüşmelerinde yoğunlaşan ve Ono’yu değişime zorlayan çelişkilerinin bir varlık krizine bağlandığını, anımsadığı iki belirleyici dönemle anlarız. Bunlar sırasıyla, Ono’nun resimlerinin babası tarafından yakılması ve Moriya-san’ın öğretilerini terk ettiği için üstadı tarafından benzer bir muamele görmesidir. İki olay da Ono’nun varoluş mücadelesinde dönüm noktalarıdır. İkisinde de bir reddedilme mevcuttur. Savaştan çıkmış, kendini yenileyen Japonya toplumunda ona ve onun gibilere yer yoktur; onun bir parçası ve aktörü olduğu geçmiş, Japonya’nın beyninde bir kara lekedir artık. Oysa Ono bu toplumsal yüzleşmenin sapmalarının farkındadır. Ülkeyi savaşa sokan imparator, Amerika Birleşik Devletleri güdümünde kapitalizme geçişini adım adım tamamlayan yeni Japonya’nın da başındadır. Bunun yanı sıra, aktörler arasında belki de bölüşülmesi gereken toplumsal sorumluluk, her aktöre yekpare bindirilir. Ono’nun en büyük kusuru bu yüzleşmeyi utanç duygusuyla okumaya çalışmasıdır. “Geçmişinden neden utanmalı insan?” diye sorar kendi kendine. Utanç duygusunu büsbütün reddetmediğinde ise, yer yer utancın bir erdem olduğu fikrine sığınır. Belki de bu yüzden kitabın sonunda yaşadığı tam anlamıyla bir yüzleşme değildir. Kabullenmeyi öğrenir, Ono. Yüzleşmenin bütün başlıklarını tüketmez. Hafifler sadece. En büyük değişikliği söylemlerinde yapar. Savaş öncesi Japonya’da nasıl bir varlık sürdürüyorsa, yeni Japonya’da en fazla ona sahip olacaktır. Kısmen öznedir. Kendi anlatısına kendini kısmen nesne olarak oturtur.

Özetlemek gerekirse, Ishiguro’nun Değişen Dünyada Bir Sanatçı adlı eseri, Günden Kalanlar gibi diğer eserleri de ele alındığında tipik bir Ishiguro başarısıdır. Kurduğu anımsama örüntüleriyle baş karakterinin reddettiği, itiraf etmekten kaçındığı gerçekleri okura yavaş yavaş ve sezdirerek verir. Tekniğinin yanında, romandaki olayların geçtiği zaman itibariyle Japon tarihinin oldukça önemli bir evresine ışık tutar. Durağan, değişimsiz bir Japonya görmeyiz Ishiguro’nun sözünü ettiğimiz eserinde; Ishiguro’nun ana vatanını bizzat değişiyorken izleriz. Bir küçük burjuvanın sönüşünü yadsımadan izler, karakterle bir duygudaşlık kurma gereği duymadan olağan ama çarpıcı gerçeklere tanık oluruz. Ishiguro’nun, sonraki romanıyla Booker Prize’a değer görüldüğü düşünülürse, Değişen Dünyada Bir Sanatçı eseriyle edebiyat tarihine çoktan mührünü vurmuştur o.

*Kapak fotoğrafı: Mike Segar / Reuters

 

Bu yazıya referans verin: Hüseyin Serhat Arıkan (23 Mart 2021), "Gösterişsiz Olanın Yakınlığı ve Anımsamanın İncelikleri", Nimbus, Erişim tarihi: 15 Haziran 2021, https://nimbuskultursanat.com/bilinc/gosterissiz-olanin-yakinligi-ve-animsamanin-incelikleri/.
 
close

Selam 👋
Seni Nimbus'ta gördüğümüze çok sevindik!

Nimbus'ta yayınladığımız içerikleri düzenli aralıklarla posta kutunda görmek istersen, formu doldurabilirsin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Hüseyin Serhat Arıkan
ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi son sınıf öğrencisi. Bin Dün Var Yarında (Mayıs, 2019) şiir kitabıyla Şiir Atı Seyhan Erözçelik İlk Kitap Şiir Ödülü'ne layık görüldü. Şiir, söyleşi ve yazıları Kitap-lık, Varlık, Sözcükler, K24 gibi dergilerde çıktı.

Yorum Yapın