Bilinç 🧠Toplum

Doğrulara İsyan: Politik Bilinç Üzerine

İnsanlık, tarih boyunca çoğunluğun mutabakat sağladığı birçok şeye farklı isimler verdi: din, yasa, gelenek, makbul ve – belki de en bilineni – “doğru”. Hatta doğru ifadesi, diğer tüm isimlerin hegemonya kurmasını sağlayan, bir anlamda kitlelerce makul sayılan normları öyle ya da böyle verilen kararlarla en üst seviyeye taşıyan kutsal bir kelimedir. Üstüne bir de zaman eklenince iyice kemikleşen siyasal ve toplumsal düzen, adeta a priori gerçekler olarak kabul edilir. Bu süreç doğal olarak mevcut düzeni daha otokrat ve nefes alınamaz hale getirir.

Elbette ki bu baskıcı durumdan duyulabilecek rahatsızlık, konjonktürel yapının değerleri ile nefes alamayan bireyin değerlerinin çatışması noktasında gerçekleşebilecek bir durumdur. Eğer böyle bir rahatsızlık duyuluyorsa bu iyi bir şeydir. Bireyin ve toplumun değerlerinde bir paralellik söz konusu ise siyasal bir farkındalıktan söz etmek mümkün değildir. Neticede balık kıyıya vurmadıkça suyun farkında olamaz. Ancak marifet, çıkmadan farkındalığa sahip olabilmektir.

Bilinç, tam da sözünü ettiğimiz kurgusal politika-toplum ilişkisinde başrolü oynayan bir kavramdır. Farkındalığı sağlayan, hayata dair bütün algılama biçimlerini belirleyen bir mekanizmadır. Kısacası bizi biz yapan yegane kimliğimizdir, denilebilir. Anılarımız, tutumlarımız, duygularımız ve düşüncelerimiz onun tezgahında dokunan kumaşlardan ibarettir. Öznenin tanımlamasında karşımıza çıkan, bilincin bizzat kendisidir. Peki, böylesine bir zenginliği politika endekslemek nasıl mümkün olabilir?

Yazının başında da değindiğimiz kavramların hemen hepsinin en önemli ortak özelliği, “doğru” olarak addedilmeleri ve bunun belirli bir iktidar ögesiyle yapılmasıdır. Çoğunluğun verdiği kararlarla üretilen bütün “doğruların” temelinde kendi iktidar atmosferlerini yaratma ve pekiştirme amacı yatar. Yeter ki o doğrular değişmesin, zarara uğramasın. Geriye kalan her şey teferruattır. Bilim teferruattır, etik teferruattır, insanlık teferruattır, düşünce teferruattır ve dahi özgürlük teferruattır…

Siyasallığın varlık olarak en büyük kanıtı bilinçli olmaktır. Yani politika bilinçsizliğin hüküm sürdüğü bir sahada mümkün kılınamaz. Bilinç, sadece makbul kılınan belirli yargıların dogmatize edildiği ve kutsal “doğruların” olduğu toplumlarda dikkat edilmeyen bir mefhumdur. Çünkü iktidarın ürettiği her doğru kendi evrenlerinde adeta kanıt gerektirmeyen birer aksiyom görevi görür.

Kutsallığın sorgulandığı yerde küçük de olsa düşüncenin parıltısı muhakkak belirir. Parıltıyı sağlayacak olan yegane şey ise siyasal farkındalıktır. Köhnemiş ve yozlaşmış bütün normlar, hiçbir şekilde, herhangi toplumsal ve siyasal manipülasyona maruz bırakılmadan sorgulanmalı ve değiştirilmelidir. Modern siyasetin belki de son zamanlardaki tek ideali olan demokratik toplum yapısına ulaşabilmenin en önemli yolu politik bilincin oluşmasına bağlıdır.

*Kapak fotoğrafı: C64-92 on Flickr – https://www.flickr.com/photos/84938919@N08/7787935244/

 

Bu yazıya referans verin: Primus Inter Pares (28 Mart 2021), "Doğrulara İsyan: Politik Bilinç Üzerine", Nimbus, Erişim tarihi: 11 Eylül 2021, https://nimbuskultursanat.com/bilinc/dogrulara-isyan-politik-bilinc-uzerine/.
 
close

Selam 👋
Seni Nimbus'ta gördüğümüze çok sevindik!

Nimbus'ta yayınladığımız içerikleri düzenli aralıklarla posta kutunda görmek istersen, formu doldurabilirsin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Yorum Yapın