Aidiyet 🧩Toplum

Ona Bir Oda Ver Baba

Aidiyet duygusu insanlığın sahip olduğu en eski duygulardan biridir hiç şüphesiz: Sahiplikten gelir. Bu hissiyatın miladını kabaca Tarım Devrimi olarak kabul edersek oldukça uzun bir mazisi var. İnsan, içerisinde bulunduğu zaman ve mekanla kurduğu ilişki ile orantılı olarak ait hisseder. Aidiyet ihtiyacımızın temelini de bir başka duygu olan güven oluşturur. Ve insan sahip olduğunca güvende hisseder kendini. Sahip olamayacağı tek şey ise zamandır. Bu yüzden ya eninde sonunda güvenimizi kaybederiz hayata karşı yahut eski bir dost gibi kucak açarız ölüme.

Sahip olmama durumunun bizde yarattığı korku ve endişeden dolayı, bizlere güven veren kentleri, devletleri inşa ettik. Yerleşik yaşama geçtik ve kendi güvenli ortamlarımızı yarattık. Ve elbette kendimizi en güvende hissettiğimiz dört duvarı: Ev. Zamanla evi daha konforlu hale getirdik, ayrı ayrı bölgelere ayırdık ve kendimizi birey olarak tanımladık: Oda. Bu yazıda evin ve odaların öneminden, neden gerekli olduğundan, bu mekanlar üzerinden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ekonomik sorunlarından ve aidiyet duygularından bahsedeceğim. Please fasten your seatbelts. (Lütfen emniyet kemerlerinizi bağlayınız.)

Ona bir oda ver baba. Bir evi olsun. Ama zaman zaman da çıkıp gidebileceği bir ev.
– Fikret Kuşkan, Babam ve Oğlum

İnsan esasen bir sıfattır. “İnsan gibi olabilmek” bir niteliktir nihayetinde. Bu kelimenin bir sıfat görevini yüklenmesi insanı diğer hayvanlardan ayıran düşünme ve inşa etme yeteneğinden gelir. Başka türlü elleri tebeşir tozlu biyoloji öğretmenlerinin kara tahtalarında yazdığı Homo sapiens sapiens’ten öteye gidemezdik. Bu inşa etme yeteneğimiz sayesinde nesli tükenmiş hayvanlar statüsünden ayrıldık. En başından beri inşasına devam ettiğimiz mekan ise evlerimiz. Evimiz bizim ait olduğumuz yerdir. Çünkü ev kavramı esasen güven verir insana. İnsan güvenebildiği yere evim der. Evde pişen bir tava yemek vardır. Yağmurdan, borandan, kardan, kıştan koruyan dört duvarı vardır. En primitif ev dahi dışarıya nazaran daha güvenli bir görüntü verir insana. Odanın önemi ise insanın kendine ait alanından gelir. Bir odanızın olması özgürlük anlamına gelir. Türkiye’de yaşayan insanların ise bir odası yok uzun bir zamandır. Çocuklar bir odada ranzalarda yatar altlı üstlü, alandan tasarruf etme mecburiyetinden. Bir başka şehirde çocuk okutmak zordur mesela. Dilini, görgünü artırmak için yurtdışına çıkmak ise eski kitaplarda anlatılan bir masal bugünün Türkiye’sinde. Para yok ise, saadet de yoktur; bizde ve her yerde.

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne şu ne busun
Oğlum Mernuş
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun
– Bedri Rahmi Eyüboğlu, Üç Dil

Göteborg Üniversitesi’nin her yıl güncellediği demokrasi endeksinde 179 ülke arasında 142 sırada yer alıyor Türkiye1V-Dem https://www.v-dem.net/. Avrupa İstatistik Ofisi Eurostat’ın 2020 yılı ilk yarısına ait verilerine göre, Türkiye aylık 440 Euro asgari maaş ile sondan 6. sırada yer alıyor2Eurostat https://appsso.eurostat.ec.europa.eu/nui/show.do?dataset=earn_mw_cur&lang=en. OECD verilerine göre, işsizlik oranlarının yüksek olduğu OECD ülkeleri arasında 4. sırada yer alıyor3OECD https://data.oecd.org/unemp/unemployment-rate.htm. TÜİK’e göre Türkiye’den yurt dışına giden göçte 2016 yılından 2017 yılına %42.52 artış var iken, 2017’den 2018’e %27.70 artış gözlenmiş. Sadece otuz yaş altında göç eden insanlar son dört yılda %79.56 artış göstermiş durumda4TUİK http://www.tuik.gov.tr/PreIstatistikTablo.do?istab_id=2760.

Bu ülkenin gelecekleri dahi bu ülkede kalmak istemiyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları artık gün geçtikçe yurt dışı imkanlarını daha çok zorluyor ve doğdukları toprakları terk etmek istiyorlar.

İnsanlar evlerinde kendilerini güvende hissederler. Devletler de insan topluluklarının kendilerine inşa ettikleri en büyük ve en geniş kapsamlı evlerdir. Birbirleri ile dayanışarak bir devlet yaratmışlardır. Gençken çalışıp, ihtiyarladığında kendisine baksın diye en basitinden. Oysa Türkiye’de insanlar çalışırken devlet için ayrı kendi gelecekleri için ayrı çalışırlar. “Gavur” ellerinde insanlar restoranlarda yerler yemeklerini, daha önce tatmadıkları lezzetler eşliğinde. Burada birikim için evde yaparız. Elin insanı 30 sene çalışıp ev almaya çalışmaz çünkü bilir ki emekli olduğunda çalıştığı zamanki maaşının yarısına düşmeyecektir geliri. Bizde it gibi çalışıp kışa stok yapan vatandaş olmak gerekir, ev almak gerekir hatta mümkünse birden fazla çünkü çocuğunun hali ne olacak belli değildir. “Gavurun” çocuğunun geleceği hakkındaki kaygısı da bize lüks gelir bu anlamda.

İnsanlar bir yere ait olmayı, kendilerini güvende hissetmek için isterler. Bu yüzden evler inşa ederler. Bizler evler inşa ettik, devletler inşa ettik, birbirimize kol kanat gererek güven içinde yaşamak için. Yıllar alan birikiminize zor kullanarak el koyulan, iradenizi temsil etmesi için yaptığınız siyasal tercihe günbegün darbe yapılan, verdiğiniz verginin yolsuzluk ve yoksulluk olarak döndüğü ülkeye evim diyemezsiniz, diyemiyoruz da. Yaşanabilir bir evi, insan haysiyetine yaraşır bir geleceği inşa edebilmek ümidiyle kendimize bir oda verebilmek için yaşadığımızı bir gün olsun unutmamalıyız.

 

Bu yazıya referans verin: Selim Cankara (4 Ekim 2020), "Ona Bir Oda Ver Baba", Nimbus, Erişim tarihi: 22 Ekim 2020, https://nimbuskultursanat.com/aidiyet/ona-bir-oda-ver-baba/.
Referanslar
 
Selim Cankara
Sosyal Demokrat. Nimbus'ta yazar çizer. Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler.

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir