Aidiyet 🧩

Aitlere Karşı Ait Olamayanlar ya da Bir Toplumsal Dönüşümün Hikayesi

Ya sev ya terk et’ler ülkesinde aidiyet oldukça netameli bir kavram. Öyle ki bizde ait olmayan, aitler kalıbına sığmayan, toplumsal şiddetin türlü halinden ve sıkça linçten nasiplenir. Örneğin Kürt, ait olduğu ölçüde vatandaşlık kazanırken ait hissetmediği oranda hainleşir: Matematik basitleşince toplumun geniş kitleleri de refleks üretmede ustalaşır; kimi zamanlarda Kürt’ün ait olması da “haince bir planla” ilişkilidir. Bir kez üretilen toplumsal refleks, tanımı ve biçimi itibariyle, uygulamada ve hedefte genişlemeye yatkın olduğundan; aitler ve ait ol(a)mayanlar ikiliği – tıpkı bugün olduğu gibi – toplumu neredeyse kusursuzca ortadan ikiye ayıracak şekilde yerleşiklik kazanır.

Aitler mekanı, zamanı, düşünmeyi, eylemi, hayatı kaçınılmaz biçimde ele geçirir, ait olmayanların elindeyse yad etmekle umut etmek arasına sıkışan bir buhran hali kalır. Bunun pek belirgin örneklerinden biri İstiklal Caddesi’dir: Kentin post-Gezi aitleri mekanı dönüştürdüğünde, şimdinin ait olamayanları (pre-Gezi aitler) İstiklal’den keskinlikle uzaklaşırken yanlarına “Taksim bitmiş” hayıflanmasını ve çoğunlukla seçim önlerinde yoğunlaşsa da zayıflığından şüphe olunmayacak Alper Taş’lar umutlarını alabilir.

Düzlem ve mekan arasındaki ilişkinin çift yönlülüğü varsayımından hareketle, mekandaki aitler tahakkümü şüphesiz düzlemi de dönüştürecektir: İstiklal başkalaştığında, İstiklal’in düzleme dikte ettiği kültür de başkalaşır; aidiyeti arama biçimleri metamorfoza uğrar. Rock’n’roll, düzlemin aitlik devşirdiği mekanlarını yitirdiğinde, örneğin hip-hop mekansızlıktan beslenmeyi öğrenir, dijitalleşerek düzlemin analog boğuculuğundan kopar: Aitlerle ait olmayanların çatışmasında; aidiyeti arama kalıbındaki eylem, hayatta kalma güdüsünün yüksek/yerleşik bir biçimiyle mutlak varlığını yitirmez. Bunun, derinliği ölçüsünde havalı bir ifadesini belli ki Karl Marx da epey sevmiştir: De te fabula narratur (Anlatılan senin hikayendir.)

****

Temelde aidiyetin ilkel manada toplumlaşmanın gereklerinden biri olduğu hususunda pek çok düşünce biçimi geliştirilmiştir. Bunlardan birinin kısa bir özetine, Abdülhamit’in Eksen Kuruculuğu: Türk-İslamlaşma’nın içinde İbn-i Haldun’un “Yaşayan Devlet”i ve Asabiyye alt başlığından ulaşabilirsiniz. Bununla birlikte toplumsallığın erişkin türünde yerleşmiş aidiyet örüntüleri; grup-grup, birey-grup gibi çeşitli çatışma eksenlerinin merkezinde, kurucu tekdüzelikten sıyrılarak – toplumsal dinamiklerin pek çoğu gibi – yıkıcılığı da kazanmış çift-işlevli mekanizmalar halini alır.

Bu sebepten aidiyeti, ekseriyetle toplumsal düzlemde düşünmek/tartışmak öğretici olduğu kadar can sıkıcı bir süreç. Nimbus’ta bu ay aidiyet meselesini, ait olma ya da ol(a)mama halinin hissettirdiklerini tartışacağız. Başlarken, aidiyeti bir tema olarak ortaya atan ve bize harika bir tartışma kapısı aralayan sevgili Cemre’ye teşekkür ediyoruz.

****

Bitirmeden, Nimbus’un ve Nimbus gibilerin söz söylemek gerekliliğine istinaden henüz geçen ayın başında yaptığımız bir çağrıyı yineleme gereği duyuyoruz. Eylül ayının sonunda, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sorunun yeniden sıcak çatışma düzlemine taşınmasından; iki ülke toplumuyla coğrafi ve kültürel açıdan sıkı bağları bulunan Türkiye’nin barış çağrısını yükseltmekte geri durmasından üzüntü duyuyoruz. Türkiye toplumunun tüm bileşenleriyle bölgedeki çatışma halinin sona erdirilmesi ve iki ülke arasındaki sorunun barışçıl yöntemlerle giderilmesi yönünde çaba harcaması gerektiğine inanıyoruz. Bu itibarla Nimbus olarak; Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan toplumlarının tüm bileşenlerini, bölge halklarının açıkça zararına olan bu çatışmanın sonlandırılması niyetiyle bir araya gelmeye ve toplumlararası diyaloğu geliştirmeye davet ediyoruz.

****

Nimbus, 2020 Ekim’iyle birlikte dördüncü ayına başlıyor. Geride kalan üç ay boyunca her birini okumaktan keyif aldığım ve içerik kalitesinden müthiş mutlu olduğum yazılar yayınladık. Bununla birlikte Nimbus’un, ulaşılabilirlikten taviz vermeksizin mevcut çevrimiçi yayıncılık kapasitesini geliştirmek ve yeni dijital içerik türleri üzerinde çalışabilmek için cesarete ve kendine yetebilen bir ekonomik sisteme ihtiyacımız var. Bu sebeple, Nimbus’a destek olmak isteyenler için kitle fonlama platformu Kreosus’ta bir sayfamız olduğunu, bu platform aracılığıyla tek seferlik ya da aylık abonelikle olmak üzere 10 TL, 100 TL, 500 TL, 2000 TL gibi çeşitli rakamlarda destek sağlayabileceğinizi hatırlatmak isterim.

 

Bu yazıya referans verin: Kerim Can Kara (2 Ekim 2020), "Aitlere Karşı Ait Olamayanlar ya da Bir Toplumsal Dönüşümün Hikayesi", Nimbus, Erişim tarihi: 22 Ekim 2020, https://nimbuskultursanat.com/aidiyet/aitlere-karsi-ait-olamayanlar-ya-da-bir-toplumsal-donusumun-hikayesi/.
 
Kerim Can Kara
Editör. TOBB ETÜ'de Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler öğrencisi. Mareliber'de emekçi.

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir