Aidiyet 🧩Felsefe

Aidiyet Teslisi: Tercih, Mecburiyet ve Anlam

Aidiyet her zaman bir mecburiyet midir, yoksa bir tercih olabilir mi? Bu soru yazımızın temelini oluşturuyor. Ama şimdilik farklı bir yoldan gidelim, elbette buraya döneceğiz.

“İnsanlığın en belirgin özelliği nedir?” gibi bir soruyla karşılaşsaydım, cevabım muhtemelen eşyaya tanım koyabilmesi olurdu. “Bizi diğer canlılardan ayıran özellik bu mudur?” kısmında pek emin olamıyorum. Zira diğer canlıların evreni nasıl tanımladıklarını kesinkes bilemiyoruz. Bilemiyoruz, çünkü bunun imkânını sağlayacak olan ortak bir iletişim frekansını henüz sağlayabilmiş değiliz. Sadece “yaklaşık” anlamlar üzerinden, geri dönüşü kısıtlı bir iletişim kurabiliyoruz. Belirli bir dizi işaretler sayesinde anladığımızı zannedip yine kendimizce yorumladığımız birtakım davranışlar üzerinden tanımlar geliştirebiliyoruz. Ancak şu noktada insan olarak bizleri tamamen farklı kılan illaki bir şey varsa, o da – tanım koyabilmenin de dışında – sistematik bir iletişim aracı olan dil sayesinde bütün birikimlerimizi kaydedebiliyor ve yayabiliyor oluşumuzdur.

Kibirli bir edayla “Tanımladığımız bütün eşyalar bize aittir ve bize göre öyledir” demişizdir daima. Acımasızca gelen bu yaklaşım – insanın en faşizan noktasını işaret etse de kendimizi yaşamın merkezine alarak – parçası olduğumuz evrene duyduğumuz aidiyetin de bir türlü kabullenemediğimiz, suratımıza kırbaç gibi çarpan gerçeğin inkârı da olabilir. Çoğu zaman evrimin bir hediyesi olarak gördüğümüz zekâmıza duyduğumuz kibirle karışık güvenden ötürü muallakta kalırız da bunu fark edemeyiz. Mademki yaşamın asıl öznesi olarak görüyoruz kendimizi, neden tarih boyunca yarattığımız bunca şeye bu kadar bağlıyız? İyiye, kötüye, güzele, küfre, sevgiye, topluma, devlete, kimliğe ve hatta aynadaki görüntümüze dahi bunca anlam atfetmenin ve aidiyet sağlamanın amacı nedir? Onsuz yapamadığımız onca şey varken sonsuz iktidar ve tek olma arzusunun altında yatan etkenler sayfalarca sıralanabilir. Sorumuzu tekrar hatırlayalım: Aidiyet bir mecburiyet mi yoksa tercih mi?

Kişinin hayatı boyunca kendisiyle bağ kurduğu birçok alan olabilir. Mesela din bunlardan bir tanesidir. Nikos Kazancakis’in Yeniden Çarmıha Gerilen İsa adlı eserinin başkarakteri olan Manolios, kendini o denli İsa’ya adamıştır ki bütün varlık sebebini onun idealine bağlı kılmıştır. Kendi düşüncesinde imgelediği İsa’ya o denli bağlıdır ki onsuz kendisini boş, amaçsız ve yalnız hissetmektedir. İsa tam anlamıyla Manolios için bir anlamdır.

Gözlerimi açtığımda dağları, bulutları ve yağan yağmuru görüyorum. Kapattığımda ise bunları yaratan tanrıyı.1N. Kazancakis (2019). Yeniden Çarmıha Gerilen İsa, (Çev. T. Tanyol). İstanbul: Can Yayınları. s. 351

İlahi bir metafor olarak düşünebileceğimiz dini evren, bu açıdan bakıldığında insanlığın sosyokültürel birikimlerle tanımladığı bütün argümanlarla kişinin aidiyet kaynağı olabilmektedir.

İdeoloji, siyasetin aidiyet kavramı ile ilişkisinde göz önünde bulundurulması gereken önemli bir olgudur. Aidiyet ile ideoloji arasında ilginç bir şekilde birbirini besleyen simbiyotik bir ilişki yer alıyor. Bireyin yaşamını anlamlandırdığı düşünsel bir fenomen olan ideoloji, aidiyet duygusunu belirlemede önemli bir gücü bulunurken, kişinin siyaseten yakınlık duyduğu şeyler de ideolojisini şekillendirmede önemli etkenler olabiliyor. Örneğin muhafazakâr bir dünya görüşünü benimseyen bir kişi için aile önemli bir aidiyet merkezidir. Benzer bir şekilde milliyetçilik ideolojisini benimseyen bir özne için bayrak, vatan, millet gibi kavramlar yaşamının orijininde yer alır ve onları bir anlamda varlığını tanımladığı imgeler/semboller bütünü olarak görebilir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi siyaset ile aidiyet arasındaki bu denklem birbirlerini beslemeleri açısından ters olarak da düşünülebilir.

Karmaşık bir konuya değindiğimiz bu problemde görüldüğü üzere aidiyet kavramının tanımlanması bir kaçınılmazlık içerir. Ancak ifade bizi “Aidiyet bir mecburiyettir” gibi direkt bir sonuca götürse de onun bir tercih olma ihtimalini de asla sıfıra indirmez. Nasıl mı? Hemen önceki örneğimizden yola çıkalım: Yukarıda bahsettiğimiz Yeniden Çarmıha Gerilen İsa eserinin ana karakteri olan Manolios, kendisini İsa yoluna adarken çok sevdiği ve geleceğini üzerine inşa ettiği nişanlısı Lenio’dan vazgeçmiştir. İki seçenek arasında kalan Manolios, Lenio’dan vazgeçerek bütün geleceğini ve anlamını İsa’da aramaya koyulmuştur. İşte bu bize, problemimize farklı bir yoldan da yaklaşma imkânı sağlıyor. İnsanın aidiyet duyduğu şeylerin belirlenmesinde anlam arayışının daha baskın çıktığını gösteriyor. Tercih veya mecburiyet seçenekleri, birer seçenekten çok yaşamın içerisinde deneyimlediğimiz her anın bizim için ne derece anlam ifade ettiği ve bu anlam ile kendimizi ve dünyamızı nasıl tanımladığımız ile ilgilidir.

 

Bu yazıya referans verin: Yılmaz Yapıcı (26 Ekim 2020), "Aidiyet Teslisi: Tercih, Mecburiyet ve Anlam", Nimbus, Erişim tarihi: 28 Kasım 2020, https://nimbuskultursanat.com/aidiyet/aidiyet-teslisi-tercih-mecburiyet-ve-anlam/.
Referanslar
  • N. Kazancakis (2019). Yeniden Çarmıha Gerilen İsa, (Çev. T. Tanyol). İstanbul: Can Yayınları.
 

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir